21 Mayıs 2009 Perşembe

Babam ve UEFA Kupası


Özel günlerde babaya hediye almak beni müthiş yoruyor. Gömlek, tişört, pantolon, ayakkabıdan oluşan bir kısırdöngünün içinde kalmak ve seçeneklerin bu kadar sınırlı olması beni sıkıyor. Bu hediyeleri alırken ben sıkıldığıma göre verilen hediye paketinin içinden ne çıkacağını tahmin edebilen babam için hediyenin bir heyecanı kalmıyordur herhalde.
O nedenle zaman zaman sürprizler hoş oluyor.
İki sene önce doğum gününde babama, kendi yazdığı şiirlerden oluşan kitap hediye etmiştik. Hazırlanma aşaması bir hayli yorucu ve stresli olmuştu ama 20 gün gibi kısa bir sürede şiirleri çaktırmadan alıp tek tek yazıp, sayfa düzenlemesini yaptırıp, matbaayı bulup bastırma işini halletmiştik. Kitaplardan birini hediye paketi yapıp babama verdiğimizde önce bir anlam verememiş, paketi açtığında kitabın üzerinde kendi fotoğrafını gördüğünde sağlam bir şok yaşamıştı. Hala eşe, dosta, arkadaşlara imzalayıp imzalayıp dağıtıyor.
Bu doğum gününde de farklı birşey yapalım dedik. Tam bir maç tutkunu olan, yayınlanan hiçbir maçı kaçırmayan bir babaya verilecek en güzel hediyenin İstanbul'da oynanacak UEFA Kupası final maçı bileti olduğuna karar verdik. Ne de olsa tarihi bir maç ve bir daha ne zaman İstanbul'da bir final olur meçhul. (Kitapta olduğu gibi bu fikirde küçük kardeşten çıktı hakkını yememem gerek.)
Küçük kardeş bilet işini halletme görevini üstüne aldı, uzun uğraşlar sonunda kale arkasından bilet bulundu. Ama şaşırtıcı bir olay bileti verdiğimizde babamın tepkisi aynen şu oldu; "Ben televizyondan izlerdim. Şimdi taa oraya kim gidecek. Maç gece yarısı biter Kadıköy'den Beylikdüzü'ne nasıl döneceğim."
Aman Allah'ım tam bir hayal kırıklığı... Ama sanırsam bilete çok para verdiğimizi düşünmüş olacak ki, aslında "Niye o kadar para verdiniz bir maç biletine" demeye getiriyor."
Neyse işte dün babam o tarihi maçtaydı. İçeri girmesi bir hayli zahmetli olmuş.
Küçük kardeş; "Valla iyilik yapalım derken kötülük yaptık herhalde babam o kapıdan öbürüne dolaşıp duruyormuş" diyince "Eyvah eyvah" dedim. Neyse o içeri girdi biz de rahatladık.
Maç uzatmaya gitti, saatler geçti, ben yatağın yolunu tutarken annem söyleniyordu; "Bir maç günü çocuklar geldi bu kez de kocayı bekliyoruz uykusuz kaldık."S
Sabah kahvaltı masasında görebildik babamı. Lucescu'nun Shakhtar Donetsk'ini destekliyordu ancak maçı Werder Bremenliler'in içinden izlemiş. "ultrAslanlar karşı tribünde pankart açmıştı. Lucescu'ya tezahürat yapıyorlardı" derken o tribünde olmadığı için biraz üzgün gibiydi sanki. "Güzel maç oldu. Shakhtar'ın yediği golde çok pisti. Kaybetselerdi yazık olurdu" dedi.
Stattan dönmesinde küçük kardeşin ricasıyla Akşam gazetesinden arkadaşlar yardımcı oldu. Ama gelişi sabah 3'ü bulmuş. Arkadaşlar maçtan sonra Lucescu ile röportaja gitmek için Taksim'in yolunu tutmuşlar babam da onlarla. Böylece gazetecilik heyecanını da yaşamış. Sabah bir hayli keyifliydi. Demek ki hediye amacına ulaşmış. Ohhh bu da bize yeter.

0 comments: