Geçtiğimiz salı; benim İstanbul'u keşfetme günümdü.Buluşma noktasının Galata olduğu söylendi, saatler ayarlandı ve iş çıkışı yola düşüldü.
Leyla ile Taksim Metro çıkışında buluştuk ve hayatımın ilklerinden biri gerçekleşti; İstiklal caddesindeki o tarihi tramvaya bindim. Bunu çok insani bir şekilde dile getirdiğimde Leyla'nın şaşkın bakışlarına mazhar oldum;
"Nasıl yani !!! Kaç senedir İstanbul'da yaşıyorsun sen. Kimseye söyleme."
Aman Allah'ım kendimi büyük bir suç işlemiş gibi zannettim. Evet daha önce hiç binme gereği duymadım. Ben onu İstiklal Caddesi'nin orta yerinde salına salına giderken izlemeyi sevdim. O yanımdan ge
çerken onunla yarışmayı. Ayrıca benden hızlı gitmiyor.Hazır Leyla şoka girmiş ikinci bombamı da patlattım: "Ben hiç Galata Kulesi'ne de çıkmadım."
"Sen Topkapı Sarayı'na da gitmemişsindir" dedi Leyla.
"Evet gitmedim. Dolmabahçe'ye de, Ayasofya'ya da."
Şimdi ben kısmetse ayın 3'ünde Londra'ya gideceğim ya önce İngiltere'dekileri bir bitireyim dönüşte Leyla ve Filiz benim için İstanbul Kültür Turları düzenleyecek.Hep derim ya insan gözünün önündekileri kolayca es geçiyor. "Nasılsa orada duruyor" diyip erteliyor. Neyse bu utanç bana yeter.
İşte bunları konuşa konuşa Galata'ya kadar geldik. Buluşma yeri; Konak kafe...
Yanlış tarif üzerine arka sokaklarda biraz dolaşsak da mekanı başarıyla bulduk. Eski bir Konak. En üst katına çıktığınız zaman manzara sizi kendine esir ediyor ve tüm yorgunluğunuz da uçur gidiyor. (Galata Kulesi'nin giriş merdivenlerini arkanıza aldığınızda önünüze çıkan dar yoldan aşağıya indiğinizde mekanı daha kolay bulabilirsiniz.)
Sevgili Tuğba, Banu ve Ebru bizden önce gidip en güzel masayı kapmışlardı. Sonra da Reyhan katıldı aramıza. Boğaz Köprüsü'nden, Beyazıt'a kadar olan alan tüm güzelliğiyle gözlerinizin önünde. Manzara muhteşem olunca insanın da iştahı açılıyor doğal olarak. Yemek faslını geçip tatlıya gelindiğinde Mönü'deki herşeyi yemek istediğimizden çareyi ortaya hepsinden birer tane söyleyip paylaşmakta buluyoruz. Tuba ve Ebru'nun tavsiyesiyle üzeri şekerden tel tel olan tatlıdan iki tane sö
yleniyor. (Adını unuttum çok üzgünüm. Zaten onun da biri tel tel şekerli diğe isi şekerleri erimiş halde geliyor. Fotoğrafta iki halini de görmeniz mümkün. Sol taraftakiler onlar. Diğerleri de milföy pasta ve çilekli turta. Daha ne olsun değil mi ama :) Bu arada masaya yakın uçan martıları da unutmamak gerek.Manzaranın güzelliği, arka arkasına çekilen fotoğraflar, sürekli bir poz verme hali ve kızların hoş sohbetiyle zaman geçerken; gökteki hilal, ışıklanan şehir bizi iyiden iyiye mest ediyor. Ama her güzel şeyin bir sonu var.
İstanbul karanlık ve tehlikeli yüzünü göstermeden eve gitmek gerek. Bildiğim bir şey var ki; Konak artık buluşma mekanlarından biri olacak. Her sıkıntılı anda ya da mutlulukta güzel manzarasıyla bizi ağırlayacak.
Fotoğraflar için Sevgili Banu'ya teşekkürü bir borç bilirim. Yaşanan güzel buluşmayı makinasıyla ölümsüzleştirdi ve yazımı güzelleştirdi. (Fotoğraflara tıklayınca büyük halini görebilirsiniz.)
Fotoğraflar için Sevgili Banu'ya teşekkürü bir borç bilirim. Yaşanan güzel buluşmayı makinasıyla ölümsüzleştirdi ve yazımı güzelleştirdi. (Fotoğraflara tıklayınca büyük halini görebilirsiniz.)

2 comments:
bir güzel buluşma daha sayende anılarda kalmaktan kurtulup ebedileşti. galata kulesi ve konağada bu yakışırdı değil mi yasemincim. ama leyla'nın şaşaırmakta haklı olduğunuda söylemeden geçemeyeceğim.:))
Yasemin'cim ne güzel anlatmışsın Konak Buluşmamızı...Bu arada fotoğraflar sizinle güzeleşti, bende teşekkür ederim :)
Banu Bekçe
Yorum Gönder