
Eve en son gelecek aile ferdi kapıdan içeri girmeden bize uyku haram.
Sizlerde de durum böyle mi bilemiyorum ama bizde adet böyle.
Annem çocuklarını eve almadan yatağa girmiyor. Ve iki tane gazeteci çocuğa sahip olduğu için uyku düzeni alt üst olmuş durumda.
Maç günleri küçük kardeş eğer bir takımın peşinden deplasmanda değilse ben bekleniyorum. Eğer o da İstanbul'daysa ikimiz birden bekleniyoruz. Bazen küçük kardeş erken geliyor, ben bekleniyorum. Bazen tam tersi oluyor. Böyle olunca da zavallı annem hergün bir çocuğu beklemek zorunda kalıyor. Zaten ikimizin birden erken evde olduğu günler annem için bayrama eşdeğer.
Dün de o günlerden biriydi. Fenerbahçe'nin kupa hezimeti sonrası saatler yeni günü vururken balkabağına dönüşmeden kapıdan içeri girmemle annem söylenmeye başladı:
"Ya bu Fener bi kupayı alamıyor çocuğumu da havalimanlarında süründürüyor. Taaa Fener'i karşılamaya karşıya gitmiş. 3'ten önce gelemezmiş?"
"O süpermiş biz de film izleriz."
Böylelikle 26 yıllık kahra biraz teselli olur.Gerçek bir hayat öyküsüymüş, ona tav olup aldım zaten filmi;
Romulus, My Father...
Bir çocuğun; kendi zevklerini ön planda tutan annesi ile karısa olan büyük aşkı nedeniyle boynuzlanmaya bile sessiz kalabilen babası arasında geçen zor hayatı. Küçük Raimond'un yaşamak zorunda kaldıkları herkesin altından kolay kalkacağı şeyler değildi. Filmin en ilginç, eğlenceli ve tıksınç sahnesi köyün delisi olarak tabir edeceğimiz oyuncunun yumurtaları haşlamak için su yerine kendi idrarını kullanmasıydı. Filmin sonunda küçük Raimond'un
büyüyüp ünlü bir yazar ve filozof olan Raimond Gaita olduğunu öğrenmek teselli oldu. İyi, kötü, güzel, iğrenç tüm duyguları küçücük yaşına rağmen yoğun bir şekilde yaşayıp büyük bir olgunlukla üzerinden gelen bir çocuk tabii ki yazar ve filozof olur.
büyüyüp ünlü bir yazar ve filozof olan Raimond Gaita olduğunu öğrenmek teselli oldu. İyi, kötü, güzel, iğrenç tüm duyguları küçücük yaşına rağmen yoğun bir şekilde yaşayıp büyük bir olgunlukla üzerinden gelen bir çocuk tabii ki yazar ve filozof olur. 3'e kadar film izleyip Fenerbahçe hüzmüne bir de Raimond'u ekleyip iyice kederlendim.
Kendimi son günlerde DVD izlemeye verdiğim için bir gün öncesinde seyrettiğim Taş Meclisi ile bu filmi kıyasladığımda şu ortak noktaya ulaştım;
Anne olmak bir çocuğu doğurmak değil, bir çocuğu sevmektir. Raimond'un annesi çocuklarından önce kendi zevklerini ön planda tutup, istekleri olmayınca ölümü tercih edecek kadar zayıftı.
Taş Meclisi'nde ise evlatlık aldığı çocuğu ölümden kurtarmak için canını ortaya koyan bir kadın vardı. Önemli olan sahip olmak değil sahip olduğun şeyin değerini bilmek olsa gerek.
Tıpkı annem gibi... Uykusunu hiçe sayması fedakarlığının sadece en ufacık örneği.
1 comments:
Jean Christophe Grange'ın kitaplarını ne olur film haline getirmesinler, yazık oluyor. Taş Meclisi'ni ancak bu kadar kötü çekebilirlerdi; kitabı okuyanlar beni daha iyi anlar.
Yorum Gönder