13 Mayıs 2009 Çarşamba

Orda bir köy var yakında

Az gidip, uz gidip dere tepe düz gidilen bir yer değil.
Otobüsten Akmerkez durağında indikten sonra Arnavutköy tabelası yönünde yürümeye başlıyorsunuz ve kendinizi bir köy ortamında buluyorsunuz. Şehrin göbeğindesiniz ama şehrin gürültüsünden keşmekeşinden bir o kadar uzaktasınız. İnanılmaz değil mi?
Bir adım ötesi sosyetenin durağı Etiler, bir adım ötesi tavukları, kazları, kovanlarıyla şehrin içine gizlenmiş bir köy.
Hani hep bahsediyorum ya hayatımdaki en büyük keyifler arkadaşlarla kahvaltı buluşmaları oldu diye. İşte geçen cumartesi Sevgili Reyhan'ın daveti üzerine Arnavutköy'ün Etiler'e yakın o gizli köy ortamındaydık. Leyla ile akasya kokuları arasında tıngır mıngır yürürken buluşma yerine yaklaştıkça her adımda şaşkınlığımız da arttı.
"Aaaa burada kovanlar var",
"Şunlar kaz mı?",
"Burada inek de var mı?"
Bizleri her zamanki güler yüzüyle karşılayan Reyhan'ın sürprizleri ise cabası.
"Yumurtaları şimdi kümesten aldım nasıl yersiniz." (Valla kümesten alınmış taze yumurta her halde yeriz yani. Tercih etmeye ne gerek.)
"Bu bal bizim kovanlardan." (Gelirken yolun kenarında gördüğümüz kovanlar. Vay anasını.)
"Tarhanayı annem yaptı. Bakalım iyi pişirebilecek miyim?" (Tarhana çorbası sevmem ama itiraf ediyorum hayatımda şu ana kadar yediğim en harika şeydi. Sadece ben değil tadı, ağaçlar altındaki o müthiş masanın etrafına oturan 10 kişinin de damağında kaldı.)
"Size mıhlama yapıyorum." (Hayatımda ilk kez mıhlama yedim. Güzeldi ama tarhana daha güzeldi. Reyhan'ın patatesli böreklerini ve sofrayı süsleyen diğer şeyleri saymayacağım bile o gün nereden bakarsanız 5 bin kaloriyi bir oturuşta aldım herhalde.)
Ortam, sofra müthişti ancak muhabbet ve esprililer de ortama iyiden iyiye neşe kattı.
Hangisinden başlasam;
Ebra'nın yaşımı hiç göstermediğimle ilgili övgülerini aldığım an yeni doldurulmuş çay bardağını devirmem ve "Ebra biz buna nazar diyoruz" dememle kahkaha tufanı koptu. Allah'tan bu kazayı hasarsız atlattım da güzel bir gün güme gitmedi.
Zeynep Tuba, Ferda ile ilgili birşeyler anlatırken, kahkahayı andıran bir ses geldi. Zeynep Tuba bu sesi Ferda'nın çıkardığını tahmin edip, "Sen ordan öyle gülme" diye fırça attı ama seslerin bahçedeki kazlarden geldiği anlaşıldı. Eeee doğal olarak kahkahalar yine havada uçuştu. Bu olay o esnada lavaboya kadar giden Ferda'ya anlatıldığında Ferda kazları dinleyip dinleyip kahkaha attı ve "İşin kötüsü gerçekten benim gülmem gibi ses çıkarıyorlar" diye kendini tiye aldı.
Anlayacağınız geçen cumartesi herşeyin son derece doğal olduğu bir kahvaltı yaşandı.
Ancak bu kadar doğal ve vahşi ortamda bir ölüme sebep oldum. Kahvaltılıkları masaya taşırken ayağım hafif kayınca bir terslik olduğunu hissettim terliği bir kaldırdım o da ne bir solucanı ezmişim. Reyhan olaya; "Ruknettinimizi çok da severdik" şeklinde yaklaşınca bir geyik de burada döndü.
"Ruknettin affet beni."

2 comments:

Adsız dedi ki...

çok çok güzel yazılmış bu keyifli yazı için teşekkürler yasemincim. her ne kadar ruknettinimizi sonsuz aleme yolcu etmiş olsak ta kalanlar sağolsun diyorum.
bir daha ki gelişinizde doğal ortamı iyice yaşamak istediğinize kanaat getirdim. size ineklerin bulunduğu ahırda kokusu güzel olmayan en organik gıdayı göstereceğim:))))))
vefat eden ruknettin'in ve ferda olarak isimlerini değiştirdiğimiz kazların sahibi Reyhan:))))

zeynep tuba dedi ki...

Yasemin ne kadar tatlısın!Gerçekten çok keyifli bir gündü.Unutulmaz kıldığın için teşekkürler.Nice gezmelerde görüşmek üzere...