Hayata dair yazılarımı özlemiş dostlar...
Eksik olmasınlar;
"Hep futbol, hep futbol sıkıldık" diyenler de çıktı.
Baktım haklılar, işin kolayına kaçmışım. Gazeteye yazılan yazıların koy linkini tamam. (Ama burada bir itirafta bulunayım. Blog'un değerli okurlarının ilgisiyle gazete genelinde okunma oranım artıyor. Tabii doğal olarak bu da beni yazar abilerinin arasında (okunan yazar) olarak havaya sokuyor. Yeri gelmişken işsel yazılarımı tıklayıp okunma oranımı artıran herkese kocaman bir teşekkürü borç bilirim.)
Malum ligin sonu o nedenle ister istemez içimiz dışımız futbol. Bir de yeni yeni gelmeye başlayan bahar, depresyon, sıkıntı, İngiltere vizesi için koşuşturmalar filan derken yine hayatın diğer güzellikleri tarafımdan askıya alınmış.
Uzun süredir kitap okumak gelmiyor içimden. Sinemaya da gitmiyorum. Tek keyfim cumartesi ya da pazar sabahları arkadaşlarla yapılan kahvaltılar. Bir de sonrasında koştura koştura işe gelmek olmasa.
Bir itirafta daha bulunmam gerekiyor; dün akşam nöbet yerini erken terkettim. Normalda akşam 23:00'e kadar gazetede kalmak gerek. Ama ben ne yaptım, Kayseri-Gaziantep maçını girdikten ve ufak tefek değişikleri yaptıktan sonra insiyatif kullanıp, tüm riskleri de göze alarak 22:00'de iş yerinden çıktım. "İnşallah biri ölüp kalmaz, birileri tuhaf açıklamalar yapmaz" diye dua ederek. (Blogun müdavimi müdürüm bu itirafı okuyacak belki ama olsun ne yapalım artık. Hiçbir şey gizli kalmazmış.)
Eve varış saati 23:00 olunca bari bir film izleyeyim dedim. Ocak ayında aldığım ve daha ambalajlarını açmaya fırsat bulamadığım DVD'ler arasından bir tercih yaptım. Kankam Filiz, Türkmax'da izleyip beğendiğini söylediği için almıştım, "Sıfır dediğimde"yi. Bir de geçen gün yazı işleri toplantısında bu filme ABD'den iki ödül geldiği haberi okunmuştu.
Fırsat bu fırsat diyip oturdum televizyonun karşısına. Işıkları kapatıp ortama sinema havası verdim ama film başladıktan kısa bir sürü sonra kalkıp paşa paşa ışıkları açtım.Sen misin gecenin bir yarısı; psikolojik film izlemeye kalkan. Zaten tırsmaya yer arıyorum. Yok hipnoz, yok masal, yok ruhlar... Neymiş; "10'dan geriye sayacağım sıfır dediğimde mutlu bir şekilde uyanacaksın." Oldu.
Çocuğuna masal okuyan annenin ürkek hali, masalı dinleyen çocuğun ansızın büyüyen gözleri, hipnoz yapılan kızın hayattan bezmiş duruşu gecenin o saatinde beni kastıkça kastı. Filmin sonunu anladım mı hayır? Ya gerçekten anlaşılmazdı ya da ben kendimi çok kastığım için anlayamadım. Galiba esas kız şizofrendi. O anneyle oğluyla asıl bağlantası neydi onu da çözemedim. Kız; kadının kızımıydı bilen biri varsa bana anlatsın lütfen.
Sıfır dediğimde bu yazı bitecek :) ama merak etmeyin artık iki elim kanda da olsa her güne futbol dışı bir yazı yazmaya çalışacağım. Artık böcek, çiçek ne olur konu bilmiyorum.
Sıfırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr; (Bana katlandığınız için teşekkürler, mutlu hayatınıza devam edebilirsiniz :)
2 comments:
Filmi sinemada seyretmiştim,o günden sonra bir daha sinemaya da gidemedim. Kesin işin içinde bir iş var! Bu arada film tamamen vakit kaybı. Gizem derken sanırım bizim gibi onlarda filmin içinde kaybolmuş. Sinemada seyredilmemesi hatta hiç seyredilmese de olur- gereken filmler arasında listenin en başlarında yer aldı benim için.
Nöbeti yarım saat erken terketmekten duyduğu vicdan huzursuzluğunu buradan kendini ihbar ederek gideren Yasemin kardeşime her şey yakışır.
Yorum Gönder