20 Haziran 2009 Cumartesi

Billy Elliot, Sıfır Noktası ve The End...

İngiltere'den döneli 9 işe başlayalı 7 gün olmuş. Hergün buradan yolu birgün Londra'ya düşecekler için ipuçları vermeye çalıştım. Umarım beğenmişsinizdir. Aslında daha yazacak ve anlatacak çok şey var ama işin de suyunu çıkarmamak gerek.
Londra'ya gidilir de müzikal izlenmez mi? "İngilizcem o kadar yok, ne anlayacağım" demeyin... Esprilere gülemiyorsunuz, tüm salon kahkahayı patlatırken siz şaşkın şaşkın bakıyorsunuz ama olsun.
Bizim tercihimiz Billy Elliot oldu. Aslanda biraz da gün ve saatlerin uyması nedeniyle onu mecburen seçtik ama iyi oldu. O kadar çok müzikal oynuyor ki aslında hepsini izlemek istiyor insan. Bilete 25 pound verdik. Yaklaşık 65 TL. En ucuz bilet buydu bunu da belirteyim). Küçük resimde gördüğünüz yerden izledik oyunu. Üst sıranın en önü. Bu arada içeride fotoğraf çekmek oyun bitiminde bile yasak olduğu için o kare kaçak çekildi.
Gelelim oyuna. Tam bir görsel şovdu. Zaten Broadway'den çıkan bu İngiliz müzikali New York'ta yapılan Tony ödüllerine damgasını vurdu. 10 ödüle birden değer görüldü. 'En İyi Müzikal''in yanı sıra Billy Elliott'u oynayan 3 çocuk aktör ve yönetmen, müzikleri yapan ödülünü de alan Billy Elliott'un genç üç aktörü ve yönetmeni de en iyiler olarak kürsüye çıktı. Müzikalin müzikleri Elton John'a ait. Yolunuz bir gün Londra'ya düşerse mutlaka bir müzikale gidin derim. Pişman olmazsınız.
Veee işte huzurlarınızda sıfır noktası. Buraya çıktığım an nedendir bilmem ama ilk aklıma gelen rahmetli Barış Manço oldu. Çünkü ben burayı ilk onun 7'den 77'ye programında görmüştüm. O nedenle hiç yabancı gelmedi.
Sıfır noktasından çok bizim Greenwich'e gidişimiz olaylı oldu. Metro grevde olduğu için ulaşım da bir hayli çuvalladık. O gün bir de yağmur yağıyor sormayın. Ama pes etmek yok. Neyse trenle gitmeye karar verdik. Kartlarımızın kontörü bitmiş. Dolduracağız gişeyi bulamıyoruz. Bu halimize acımış olacak ki zenci bir görevli bizi biletsiz içeri aldı. Kapının önündeki görevli turnikeyi açmaya yanaşmadı ama o, "Benim arkadaşlarım bırakalım girsinler bu seferlik" diyerek gönlümde taht kurdu. Sol üst tarafta gördüğünüz manzara yoğun yağan yağmurun ardından çekildi. Öndeki beyaz bina denizcilik müzesi. İçinde gemiler, fenerler filan var. Uzun ağaçlık bir yoldan ilerleyip tepeye çıkarak sıfır noktasına ulaşıyorsunuz. Yani sağ tarafta gördüğünüz bu kubbeli binaya. Buranın içinde gökyüzü ile ilgili bir gösteri var. İzleyebilmek için demin bahsettiğimiz o denizcilik müzesinin içinden o bileti almak zorundasınız. Biletler ücretsiz. Bu arada Greenwich'e otobüsle de gidiliyor. Zaten dönüşte bu yolu kullandık. Bu arada sağ tarafta gördüğünüz çok eski zamanlardan kalma bir teleskop. Şunu da belirtmeden geçmeyeyim. Greenwich'e akşam gidildiğinde yani hava karanlıkken sıfır noktasından yeşil bir ışık geçiyormuş.

Gelelim sol taraftaki Saint Paul katedraline; İngiltere Kraliyet Ailesi önemli törenlerini, cenaze, vaftiz ve nikâh gibi Westminister Abbey 'de yapmasına rağmen (Trafalgar Meydanı'nı anlattığım gün buradan bahsetmiştim) Prens Carls ile Diana bu katedralde evlenmişler. Katedralin arka tarafında tadilat vardı. Pazar günü gittiğimiz için kubbeye çıkamadık. Ama hafta içi 750 basamak tırmanarak ana kubbeye çıkabiliyorsunuz. Bu arada katedralin sol tarafındaki Paul kafede soluklanıp kendinize kuruvasan ve kahve ziyafeti çekebilirsiniz.
Benden bu kadar; yolu bir gün Londra'ya düşecek herkes için umarım biraz ipucu olmuştur. Bu arada yarın yol arkadaşım Leyla konuk yazar olarak burada olacak. Kısa özeti bir de onun kaleminden okuyun bakalım.

0 comments: