17 Haziran 2009 Çarşamba

Çalmışlar çalmışlar müze yapmışlar

Bugün müzelerdeyiz. National Museum'dan zaten Trafalgar Square'yi anlatırken bahsetmiştik. O nedenle şimdi ilk durağımız British Museum...
İngiltere'deki pek çok müze gibi buraya giriş de ücretsiz. Zaten paralı yapsalar ayıp olur. Sen dünyanın dört bir yanından çal getir sonra sonra ülkene gelen turistlere kendi eserlerini para alarak göster, valla kıyamet kopar.
İçeride yok yok... Özellikle mumyaların olduğu bölüm muazzam ama itiraf ediyorum o bölümde fotoğraf çekmeye tırstım. O kadar gerçek duruyorlardı ki, mumyaların lanetinden korktum. Hem de ölülere saygısızlık etmek istemedim. Ama muhteşemdi. Mısır'da başka mumya kalmış mı bilmiyorum.

Türkiye'den çalıp çırptıkları için küçük bir oda yapmışlar. Sikkeler, çanaklar filan var. Ama malum Apollo Tapınağı da orada. İlk gittiğimizde Apollo Tapınağı'nın olduğu bölümü 11:00 ila 01:00 saatleri arasında gösterdiklerini söylediler.
Biz de sırf görmek için başka bir gün yine gittik. Ama bu kez de mazeret şuydu; o bölüm sakat ziyaretçilerin girmesi için uygun platforma sahip olmadığı için henüz gösterimde değil. Biz bunu şöyle yorumladık; "Sizden çaldık getirdik ama siz bizi mahkemeye verdiğiniz için davanın bitmesini bekliyoruz o nedenle de göstermiyoruz."
Eskilerden günümüze kadar gelen paralar, para basma makinaları, saatler, satranç takımları, incikler boncuklar, heykeller aklınıza ne gelirse British Museum'da var. Çok detaylı gezmek istiyorsanız bir gününüzü tamamen ayırmanız gerek. Ya da bizim gibi yapıp; girişte bir harita alarak en merak ettiklerinizi gezebilirsiniz.
Sıradaki durak Victoria and Albert Museum... (Fotosu yukarda kaldı. Off ya ayarlayamadım yine) Gezdiğimiz müzeler içinde biz en çok burayı sevdik.
Burası seramik, mobilya, moda, tekstil, cam eşya, mücevher, metalisler, fotoğrafçılık, heykeltıraşlık ve resimlerden oluşan 3000 yıl geçmişe uzanan dünyanın her yerinden kolleksiyonları içinde barındırıyor. Geçmişten günümüze kıyafetlerin yer aldığı bölümde Rıfat Özbek ve Hüseyin Çağlayan'ın da birer parça elbisesi vardı. Görünce çok gurur duyduk. Uşak'tan götürülen halıları, Bursa'dan İznik'ten götürülen çinileri görünce de oturup ağlamamak için kendimi zor tuttum. Bütün Bursa oradaydı. Fotoğraflarını çekemedim. Çünkü müzeye girişte yasak dendi. Ancak diğer bölümlere gelince gördük ki herkes şakır şakır çekiyor. Ben de dayanamayıp çektim. İspanya'dan, İtalya'dan, Almanya'dan götürdüklerini görünce "Bizimkiler en azından taşınması kolay da alıp geldin. Bu koca duvarları nasıl söküp getirdin be kardeşim. Hadi sen getirdin onlar senin getirdiğini nasıl görmedi be kardeşim" diye söylenmeden de edemedik.
Victoria and Albert'in hemen yanında Natural History Museum var. Buraya da giriş ücretsiz. Dünya, çevre bilim, böceklerle ilgili galerilerin yer aldığı bir müze. En önemli parçası kapanın hemen girişindeki dinazor iskeleti. Bir de ilgimi üzerinde gördüğü dönemler yazılı olan ve İslamiyetten bile eski olan ağaç gövdesi çekti. İçeride Darwin'in heykeli ve maymunlar da mevcut.


Yarın Natthing Hill'e gitmeye ne dersiniz? Porto Bella pazarına ve İngiltere'nin en büyük mağazalarından biri olan Muhammed El Fayed'in Harrods'una.

0 comments: