19 Haziran 2009 Cuma

Kraliyet ailesinin soyadını bilen var mı ?

Bugün Londra dışında 3 farklı yere gidiyoruz...
Önce Windsor, ardından Stonehenge ve son durak Bath... Bu yolculuk için bir tur şirketiyle anlaştık. 39 paunda (Yani yaklaşık 100 TL) yaklaşık 200 km'lik bir mesafeye gidip geldik. Buluşma saat 08:30'daydı, metrodaki grev nedeniyle yollarda yoğun bir trafik olduğu için dönüşümüz akşam 20:30'u buldu. Neyse, sabah erken otobüsümüze binmek için yollara düştük. Suna ve Eldem'in de bizlere katılmasıyla 3 kişilik grubumuz daha da büyüdü ve yolculuğumuz bir kat daha keyiflendi. Turdaki rehber teyze nereden baksanız 65'in üzerindeydi... Konuşmasını sürekli olarak ince geçirmeler, İngiliz halkını eleştirmelerle geçirdi. Herşey üzerine söyleyecek bir söz buldu ve hiç susmadı. O konuşuyor kızlar Leyla ve bana tercüme yapıyor ama sonunda pes ettiler. Teyzenin uzun uzadıya konuşmasından mı yoksa oksijen bolluğundan mı bilinmez otobüste sürekli olarak uyukladık. Bu arada kızlar rehber teyzeye cadı adını taktılar. Ama yolculuk sonrası bu fikirlerinden vazgeçtiler. Teyzeyle kaynaştılar hatta Suna fotoğraf bile çektirdi. Teyze de tatilde İstanbul'a gelmek istediğini söyledi.İlk durak Windsor'du. Hedefimiz de Windsor Sarayı... Windsor aynı zamanda kraliyet ailesinin soyadı. Britanya kraliyet ailesinin soyadı 1917 yılında yapılan bir değiştirme ile Windsor olmuş. Daha önce Sachsen-Coburg und Gotha hanedanı gibi birşeymiş. Şubat 1960 yılında kraliçe II. Elisabeth Prens Philip ile olan evliliğinden meydana gelmiş çocuklarının soyadının artık Mountbatten-Windsor olduğunu ilan etmiş. Neyse bu da bilmeyenler için ekstra bilgi olsun. Nitekim ben bilmiyordum öğrendim. Windsor Şatosu oldukça büyük bir yer. Kraliyet ailesi Buckingam Palace'da hafta içi yaşıyormuş hafta sonu yine Windsor'un yolunu tutuyormuş. Geniş bir araziye sahip. İçeriye giriş paralı 15 paund. (Yaklaşık 40 TL) Şatonun 1440 odası var doğal olarak hepsini gezmenin imkanı olamaz. Zaten ailenin hala yaşadığı bölümlere giriş yasak. Bazı alanları birleştirip müze yapmışlar işte oralar da gösterime açık. Beni en çok Kraliçe Mary'nin (umarım yanlış hatırlamıyorumdur Mary'di) oyun odası etkiledi. Odada Windsor kalesinin oyun evi var. İçindeki tüm eşyalar ise birebir. Perdesinden şamdanına, dolaptaki havlulara kadar hiçbirşey unutulmamış. Zaten o oyun odasını görünce şatoyu gezmiş kadar oluyorsun. Şatonun içinde fotoğraf çekmek yasaktı. O nedenle içeriden göründü yok. Gerçi Suna kaçak çekim yaptı ama o fotoğraflar bana ulaşamadı. Çekerken çok komikti. Doğal olarak flaşsız çekim var. Makina boynuna asılı olduğu için göğüs hizzasından çekim yapıyor ve tam deklanşöre basacağı zaman kızlar biraz gürültü diyor.Bu arada bahçede askerlerin nöbet değişim törenine de denk geldik. İki grup arasında değişim olurken bando ekibi de müzikle olaya eşlik ediyor. İzleyenlere de kısa bir konser veriyorlar. Biz İngiliz marşları çalmasını beklerken "Görevimiz tehlike" ve ardından da "Pembe Panter"in müzikleri başlayınca bir hayli şaşırdık.
Windsor'dan sonraki durağımız Stonehenge kalıntıları... Salisbury'nin yaklaşık 12mil (19km) kuzeyinde yer alıyor. Giriş ücreti yetişkinler için 6 paund. Biz girmedik. Zaten tel örgülerin ardından da göreceğinizi görüyorsunuz. Bu taşlar M.Ö.1800 yıllarında yapılmış. Taş devrinin sonunda, bronz devrinin başında yapıldığı anlaşılan anıt, iç içe iki daireden oluşuyor. Daireyi meydana getiren tek parça taşların boyları 6 metreyi aşıyor. Tarih öncesinden kalan bu anıtı meydana getiren taşlar, sallarla Fransa'dan veya İrlanda'dan getirilmiş. Çünkü bu tür taşlar Britanya adasında yokmuş. Büyük taşların rasathane olarak kullanıldığı da iddialar arasında. O çağdaki insanlar çoğunlukla yıldızlara taptıkları için yıldızların gözlenmesi bir çeşit dini zorunlulukmuş. Keltler'e ait bir din olan Druidizm mensupları, her yıl 21 Haziran'da burada gece ayini yapıyorlarmış.


Son durak Bath şehri... Londra'dan yaklaşık 120 mil (193km) uzaklıkta. Şehir mimari yapıları ve Roma hamamı ile ünlü. Hamamın içine giriş 10 paund. Kevser, Eldem ve Suna içeri girdi ben ve Leyla ise Bath sokaklarını gezmeyi tercih ettik. Son derece sakin ve sessiz bir yer. Etrafta bol miktarda hamam var. Bu arada girişteki meydanda tavşan kafalı, insan vücutlu heykeller sizi karşılıyor. Meydanda tuhaf bir müzik aleti çalan çocuk vardı. İlk kez böyle bir müzik aleti gördüm ama çıkardığı ses o kadar güzeldi ki kelimelerim yetersiz kalacak. O nedenle bu yazı burda biter.
Yarın sizi nereye götürsem acaba, Greenwich'e mi yoksa Billy Elliot müzikaline mi? En iyisi ikisini bir arada yapıp bir de St.Paul kilisesini sıkıştırıp İngiltere turuna nokta koyalım. Oh be mi dediniz bana mı öyle geldi. Ama söyleyeyim kurtuluş yok. Sonrasında yol arkadaşım Leyla'nın izlenimleri sizlerle olacak. Konuk yazar babında :) Kırk yılın başı bir İngiltere'ye gitmişim herşeyi anlatmadan bırakır mıyım :)

2 comments:

Adsız dedi ki...

Sekerim dun Suna'yla bir yer kesfettikki sadece burayi gormek icin tekrar londra'ya gelmeniz gerek. Dun Victoria and Albert Museum'a gittik ve sadece giris katini 4 saatte gezdik. Inanilmaz guzellikte heykeller vardi. Tek kelimeyle agzimiz acik kaldi. Suna neyi cekecegini sasirdi. sonra baktikki bi bahceden bahsediliyor. BIr bakalim bir yorgunluk kahvesi icelim dedik. O kocaman devasa binanin tam ortasinda bir havuz var etrafi kafe. Etrafta limon agaclari... Film seti gibi. Benim makinamin sarji bitti ama Suna ozellikle sana ve Leyla gondermek icin bir suru foto cekti. St Paul'un bahcesinde kahve icmemize cok bozulmustu biliyorsun:) pazartesi fotolari alacagim hemen size gonderecegim.

Yasemin Yıldırım dedi ki...

Kevser deme ya... Bak şimdi hemen leylayı arıyorum yola çıkmak için. Londra'ya bir kez daha gelmek şart oldu desene. Fotoğrafları merakla bekliyorum. Gönderin yayınlayayım :)