14 Haziran 2009 Pazar

Let's go Trafalgar Square

Turumuza başlıyoruz... Londra'yı gezmek için çok iyi bir başlangıç yeri Trafalgar Square... Bir nevi bizim Taksim Meydanı diyebiliriz. Bir sürü turist görüyorsunuz. Havuzun çevresi, aslan heykellerinin üstü ve National Gallery'e çıkan merdivenler insandan geçilmiyor. Bu meydanda konserler filan da yapılıyormuş bizim olduğumuz gün ve dönemde yoktu.
Bu meydan zaten Londra için önemli ve mutlaka görülmesi gereken yerlere de çok yakın. Şimdi buradan başlayıp Big Ben'e kadar giden yolda benim fotoğraflarımla birlikte yürümeye ne dersiniz?
Alanın çevresinde yemek yiyeceğiniz yerler mevcut. Haaa bizim gibi domuz eti korkusuna ince eleyip sık dokuyorsanız yolun solundaki Tesco'ya gidip (İngiltere'nin en büyük süpermarketlerinden biri) özel kaplar içindeki soğuk makarna, kruvasan, cola, bisküvit tarzı şeyler alıp sonra da National Gallery'nin merdivenlerine oturarak yiyebilirsiniz. (Sağdaki foto).
National Gallery, 1824 yılında kurulmuş, 2 bin 300'den fazla tablonun olduğu bir müze. İçeri giriş ücretsiz. Pek çok ressamın önemli tabloları var. Biz tamamını gezemedik. Sadece müze gişinde aldığımız haritadan en önemlileri tespit edip o odalara girdik. Açık söyleyeyim; sürekli olarak İsa figürlü tablolar görmekten biraz sıkıldım.
National Gallery'nin giriş kapısını arkanıza alıp sağa doğru devam ettiğinizde karşınıza bir kapı çıkıyor. (Sağda gördüğünüz benim de önünde durduğum kapıdır kendileri) Bu kapıdan girip İngiliz bayraklarıyla süslü uzun yoldan hiç sıkılmadan yürüyorsunuz zaten yolun sağ tarafı çok güzel bir park. Azıcık güneşte insanların kendilerini şezlonglara attığını görmek beni şaşırttı. Yolun sonunda karşınıza çıkan yer Buckingham Palace.

Buckingham Sarayı; kraliçe ile Edinburgh Dükü'nün Londrada'ki evi. 1837 yılından beri kraliyetin Londrada'ki resmi olarak kaldıkları yer. (Daha önce Windsor'da kalıyorlarmış. Oranın fotoğrafları ilerleyen günlerde sizinle olacak.) Sarayın içi gezilebiliyor ama bize dıştan görmek yetti.Karşınızda sarayı gördüğünüz de soldan yola devam edip tekrar sağa döndüğünüzde bu yol sizi Westminister Abbey'e kadar götürüyor. Fotoğraf makinasına sığdıramadığım kadar büyük ve görkemli bir yapı. (Sol ve sağdaki fotolar birbirinin devamı aslında. )Kraliyetle ilgili taç giyme törenleri burada yapılıyormuş. İçinde ise İngiliz tarihindeki birçok ünlü insana ait kabir ve anıtlar var. Bu arada Abbey demişken; Abbey kilisenin büyüğüne deniyor ve İngilizler'in Abbey diye bankası var. Bir an Türkiye'de Camii diye banka olsa düşündüm de aman Allah'ım kesin kıyamet kopardı. Westminster Abbey'e giriş ücretli. Ziyaretçi saatleri de 09:30'la 15:45. Biz günün sonunda ancak buraya varabildiğimiz için içeri giremedik. Westminister'e geldiğiniz an Big Ben ve London Eye'i de yakından görüyorsunuz.

Westminister'in olduğu caddeden karşıya geçtiğinizde gördüğünüz bina The Palace of Westminster... (Sağdaki... Aslında o da çok ihtişamlı ancak fotoğraf makinasına sığdırabildiğim bu kadarı). Yani İngiltere Parlemento binası. Burası Themes Nehri'nin kıyısında. (Bu arada Themes nehri resmen kahverengi. Çamurlu bir su.) 1834'te bir yangında hemen hemen tümüyle yok olan saray 1852'de tamamlanmış. Parlementonun tatil olduğu dönemlerde ziyarete açılıyor. Parlemento binasının yanında da hemen Big Ben yükseliyor zaten tüm ihtişamıyla.
Big Ben; İngilizce"de Büyük Benjamin demekmiş. Dünyanın en büyük dört taraflı saati olma özelliğini taşıyor. Yüksekliği 96.3 metre.Saat kulesinden Themes Nehri'ni takip ettiğinde London Eye doğru yol alıyorsunuz. Oraya da yarın götüreceğim sizleri.

3 comments:

Kevser dedi ki...

merhabalar sekerim

Ne arada bu kadar zaman buldun da bu kadar seyi yazdin, super olmus valla benim bile Londra'yi yeniden gezesim geldi. Hic gitmemis olanlar icin acayip bir klavuz olmus. Hemde cok objektif. Sanki ben bu kesfetme turlerinda ben yokmusum gibi okuyup sasirip guluyorum. Gerci hafizamin ne kadar guclu oldugunu gordunuz:) Bizi Fulham'a goturen ve bedava trene bindiren zencileri tekrar bi opesim geldi:) Ellerine saglik Yasemin
optum

Adsız dedi ki...

DAHA ÖNCE İNGİLTERE HAKKINDA HİÇTE HOŞ ŞEYLER DÜŞÜNMÜYORDUM. AMA BU YAZDIKLARINDAN SONRA BENİM DAHİ GİDİP GÖRESİM GELDİ. :)

Yasemin Yıldırım dedi ki...

Bence dünyanın tüm güzellikleri görülmeli. Evet çok fazla tarihi eser, bina var ama Türkiye gibi yok ya. İnsan gidip görünce anlıyor :)