Ben Londra'yı Sevebilme İhtimalini Sevdim Fakat sevmek bir yana aşık bile olamadan geri döndüm. Dünyevi -ve tabii geçici aşk duygusunu tattırmadı bana Londra. Olsun, dünyayı anlamak için gidebilme fırsatı yakaladığım ülkeleri, şehirleri hiç es geçmiyorum, nefes aldığım şehirlerden biri de Londra oldu.
Londra fırsatını sağolsun Kevser yarattı, ben de neredeyse 20 yıla dayanacak yol arkadaşımla bunu değerlendirdim. Gitmeden önce nelerle karşılaşabileceğimi biliyordum. Çünkü, Avrupa şehirlerinin büyük bir kısmı birbirine benziyor ki, Londra da beni yanıltmadı.
Londra tutkunlarını, aşıklarını anlamak istedim. Onlar gibi Londra'ya "Aşık olabilir miyim, sevebilir miyim?" diye düşündüm, ama olmadı. Benim açımdan keyifle gezilebilir, ancak aşık olunamaz kentler arasında yer alabilir. Ama doğruyu söylemek gerekiyor, ben Londra'yı sevebilme ihtimalini bile sevdim. Galiba bir Ortadoğu ya da Güney Amerika şehrine aşık olacağım, içimde öyle bir his var. Ayrıca Lizbon'a da aşık olabilirim. Bilmiyorum, ama hangisi olursa olsun size haber veririm. Gelelim London'a...
Güneşli günde inip, yine güneşli bir günde ardımızda bıraktığımız Londra.Aralarda hep yağmur yağdı ama olsun, biz London'ı puslu, yağmurlu şehir diye duymuştuk, öyle de yaşadık. Sel aksa kimse ıslanmaz, paçalara çamur bulaşmaz denilen London'da bizzat bir otomobil tarafından baştan aşağı ıslatılmış bir turistim ben... Avrupa'nın hiçbir başkentinde kırmızı ışıkta geçilmezken, İstanbul'dakini aratmaz şekilde Londralılar'ın arasına karışıp kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçtim. Olmazlar oldu, Londra'da bir görevli tarafından biletsiz bedava trene alındım (bunda küçük Emrah bakışlarımızın etkili olduğunu söylüyor tatil arkadaşım). Yalnız insanlar şehrinde "olmaz" denilenleri yaşadım. Yalnız insanlar deme sebebim ise, bu ayrı bir yazı konusu, belki bir gün onu da anlatırım. Londra'ya gidip menemen ve mantı yiyip yurda dönmüş bir turistim ben... Dışarıda yemek yiyemediğimiz için günlerce kavurmalı sandviçe talim edenlerdenim. Hoş, ben salamlı da yapıyordum ama Yasemin çok koktuğunu söyleyip itiraz etti. Haklıydı. Alışveriş yaparken "Ay bu insanlar ne kokuyor "diye sağa sola bakıp tepki gösterdiğimde, kokan şeyler bizzat benim çantamın içindeki salamlı sandviçlerdi!!! Ama olsun, hiç aç kalmadık, önemli olan budur!
Günde ortalama 9 saat yürüyüp tüm Londra'yı adım adım gezdim tatil arkadaşlarımla... Kaybolup kaybolup yine yolumuzu bulduk. Az İngilizce ile çok işler yaptık. Yolumuzu bulduğumuz gibi, İngilizler'e para bile bozduk. Türk milletinin yardımseverliğini orada da gösterdik. Gerçi temiz yüzlü olduğumuz, insanlara güven duygusu aşıladığımızdan para bozmak için insanların doğrudan bize geldiği de dikkatimizden kaçmadı. Zaten bu temiz yüzler sayesinde pasaportta İngiltere'ye daha önce gidip gelenler didiklenirken kimse bize bir şey sormadı, bedava trene bindik v.s.. biraz kendimizi övdüm galiba, idare edin artık. Blog sahiplerinin arkadaşıyım, hoş görün...
Şimdilik yazımı burada sonlandırıyorum. Çünkü bir blog daha uzun yazıyı kaldırmaz, durumun bilincindeyim... London'dan geriye kalan ise eğlenceli günler, uzun yürüyüşler ve tazelenen dostluklar oldu.
3 comments:
LEYLACIM YA YAĞMUR HEP Mİ YAĞIYOR? HİÇ Mİ DURMUYOR VE LONDON MACERALARINIZ YAKIN BİR ZAMANDA KALDIĞI YERDEN DEVAM EDECEK İSE BİZ ŞU YAĞMUR İŞİNE NE ÇARE BULACAĞIZ. BAK FİKRİMİ DEĞİŞTİRMEYE BAŞLAYACAĞIM H :))
hayır hayır sakın fikrini değiştirme. Sen git ki Londra'ya bizim de yeniden gelmek için nedenlerimiz olsun :)
BENDE SİZİN LONDONA TEKRAR GELEBİLME İHTİMALİNİZİ SEVDİM... DE O NEDENLE GİTMEYE RAZI OLDUM DESEM:)))
Yorum Gönder