Kevser; "Sizi Notthing Hill'e götüreceğim" dediğinde çok mutlu oldum... Julia Roberts'e olan hayranlığım nedeniyle filmini bile izlemişim. O nedenle Notthing Hill benim için önemliydi. Hem bakarsınız karşımıza bir Hugh Grant çıkardı. (Ben Julia Roberts'im ya.) Ama ne geze
r...
Notting Hill, Londra'nın batısında nezih bir yer yer. Cumartesi ve pazar günleri kurulan Porto Bello pazarıyla meşhur. Biz de pazar günü gittiğimiz için bir hayli kalabalıktı. Sağlı sollu tezgahlarda antik eşyalardan, meyve sebzeye kadar herşeyi bulmanız mümkün. Bu arada dükkanların çoğunda Türkler'in çalıştığını söylemeliyim. En azından bizim alışveriş için girdiğimiz iki dükkandaki çocuklar ile yolda forma sorduğum adam Türkçe konuşuyordu. Sokak boyunca gösteri yapanlar da vardı. Onlardan biri fotoğrafını gördüğünüz bu toplarla şov yapan kişiydi.Notting Hill'e tam not verdik. Renkli evleri, şirin dükkanları ve Porto Bello pazarıyla görülmeye değer.
Veee Harrods Mağazası... Mısırlı işadamı Muhammed El Fayet'in Knightsbridge'de yer
alan mağazasında yok
yok. Harrods markalı çikolata, şeker ve çayların yer aldığı yiyecek bölümünden, balıkların ve etlerin satıldığı reyona, dünyaca ünlü giyim ve mobilya markalarına, kozmetikten, Mısır'a ait geleneksel eşyalara kadar aradığınız herşeyi burada bulabiliyorsunuz. Baktığım ürünlerin hiçbirinin üzerinde fiyatı yazmıyordu. Ben de bunu şöyle değerlendirdim: "Paranıza göre değil zevkinize göre alışveriş yapın.", "Ya da paran yoksa ne geliyorsun kardeşim."
Baba Muhammed El Fayet; mağazanın içine trafik kazasında kaybettiği oğlu Dodi ve gelin adayı Diana için de bir köşe yapmış. Diana ve Dodi'nin resimlerinin önünde, içi boş bir kum saati ile onun önünde de Diana'n
ın pırlanta yüzüğü var. Bu anıtın karşısında ise firavun yer alıyor.
Yemek reyonundaki bir vitrinin önünde, "Bunlar helva herhalde. Domuz yağı filan var mıdır acaba?" diye konuşurken Türkçe cevap gelmesi de hoş oldu. Ben de ki tepki aynen şu: "Aaaa siz Türksünüz."
ın pırlanta yüzüğü var. Bu anıtın karşısında ise firavun yer alıyor.
Yemek reyonundaki bir vitrinin önünde, "Bunlar helva herhalde. Domuz yağı filan var mıdır acaba?" diye konuşurken Türkçe cevap gelmesi de hoş oldu. Ben de ki tepki aynen şu: "Aaaa siz Türksünüz." Ayşe Mehmet, Harrods mağazasında çalışan tek Türk. Yakasındaki isim tabelasında da Türk bayrağı var. Sağolsun bizlere helvadan da ikram etti. Fotoğraf isteğimi de geri çevirmedi: "Kimseye poz vermiyorum ama siz çekebilirsiniz."
Harrods'un tuvaletinde yaşadığım olayı es geçmek istemem. Böyle muazzam bir dükkanın tuvaleti de doğal olarak ihtişamlı. Burada yayınlamak için fotoğrafını çekmek istedim ama içerdeki temizlik işlerinden sorumlu zenci teyze bana fırçayı bastı. Türkçe mealiyle; "Çekmeyin yasak. Güvenliğin olmadığı yerde fotoğraf çektirmiyoruz" dedi. İngilizcem teyzeye cevap yetiştir
emeyecek kadar az olduğu için kapadık paşa paşa makinayı. Ellerinizi yıkadığınız bölümde bir çok ünlü markanın parfümü sıkmanız için sizi bekliyor. El kremleri de. Hatta siz tuvaletten çıktığınızda zenci teyze içeri girip o pahalı pahalı parfümlerle içeri bir fıs yapıyor.
Sonradan vatandaş olanlar değil ama gerçek İngilizler; Harrods'u Diana mevzu nedeniyle pek sevmiyorlar. Harrods'u da gereksiz pahalı bir mağaza olarak nitelendiriyorlar. Turla, Bath'a
gittiğimizde dönüşte Harrods'un önünden geçerken rehber kadın, "Caddeye bakın bakalım elinde Harrods paketli birini görebilecek misiniz?" diyerek mağazanın gereksiz pahalı oluşundan ve lüksünden dem vurdu ve şu anektodu anlattı.
emeyecek kadar az olduğu için kapadık paşa paşa makinayı. Ellerinizi yıkadığınız bölümde bir çok ünlü markanın parfümü sıkmanız için sizi bekliyor. El kremleri de. Hatta siz tuvaletten çıktığınızda zenci teyze içeri girip o pahalı pahalı parfümlerle içeri bir fıs yapıyor.Sonradan vatandaş olanlar değil ama gerçek İngilizler; Harrods'u Diana mevzu nedeniyle pek sevmiyorlar. Harrods'u da gereksiz pahalı bir mağaza olarak nitelendiriyorlar. Turla, Bath'a
gittiğimizde dönüşte Harrods'un önünden geçerken rehber kadın, "Caddeye bakın bakalım elinde Harrods paketli birini görebilecek misiniz?" diyerek mağazanın gereksiz pahalı oluşundan ve lüksünden dem vurdu ve şu anektodu anlattı.Harrods müşterisine her istediğini satma sloganıyla yola çıkmış. İki İngiliz bayan herkesin dilinden düşürmediği Harrods'a gidiyor. Alışveriş yapmayacaklar amaç sadece görmek. Kadınlardan biri diyor ki; "Alışveriş yapmadan içerde nasıl oturacağız." Arkadaşı cevap veriyor: "Ne istediğimizi sorduklarında filli sandviç isteriz. Nasılsa getiremezler hem oturduğumuzla kalırız hem de dalgamızı geçeriz." Garson geliyor, kadınlar "Filli sandeviç istiyoruz" diyor. Garson hiç istifini bozmadan siparişi alıyor. Aradan bir saatten uzun bir zaman geçiyor, garson bayanlara yaklaşıp, "Fil pişti ama ekmek bitti sizi biraz daha bekleteceğiz kusura bakmazsanız" diyor. Kadınlar hayretler içinde kalıp, dükkanı terkediyorlar.
Yarın sizleri Bath, Windsor ve Stonehange turuna çıkaracağım.
0 comments:
Yorum Gönder