5 Ağustos 2009 Çarşamba

Bakacakkadı

Federasyonun, Ülker'le birlikte yürüttüğü Futbol Köyleri projesi var. Bununla ilgili Zonguldak'ta bir tanıtım varmış. Dediler "Gider misin?". Karadeniz'i gezme gibi bir hayalim var. Bari ucundan 1 gün göreyim diye kabul ettim, "Eyvallah giderim" dedim.
Yola çıkıp, TFF'nin bizim için tahsis ettiği Mercedes Vito her kilometrede İstanbul'dan ayrılırken adeta kafam boşaldı. Ben burada ne kadar düşünüyor muşum, beynimi (kapasitesi az) nelere yoruyor muşum?. Devrek yoluna girince düşünmeyi unuttum. Ne kadar güzel şeymiş unutmak? Fatura mı geldi, maaş yattı mı, Neill West Ham'da mı kalıyor bir an için bıraktım hepsini arkamda.
Futbol Köyü, Bakacakkadı'da. Köyün adının güzelliğine bakar mısın? Herhalde oraya yerleşsem kimse postayla ulaşamaz. Karadeniz'in yolları tehlikeli ama bir o kadar da büyüleyici. Öyle yerlere ev yapmışlar ki ağaçlardan ev gözükmüyor. İlginç birkaç şeye de rastladım. Mesela küçük bir köy taş çatlasa 40-45 hane. Tepenin eteğinde. Bir de cami yapmışlar. Tam tepeye. 5 vakit namaz kılmak için Nasuh Mahruki olmak gerek. Bir de çöp sistemi. Bu cidden bünyemi sarstı. Malum hepimiz coğrafya dersinde gördük. Karadeniz geçit vermiyor. Denizin bitimiyle birlikte dağlar tepeler var. İnsanlar mecbur yukarıda oturuyorlar. Yol aşağıda. Yolun yanında çöplük var. Yukarıdan aşağı çöpleri indirme yolu zekice. 7-8 büyük çöp bidonunu kaynaklamışlar ama rengarenk. Yukarıdan aşağı salıyorlar. "Bey şu çöpü atsana" diyen hanımlara kimse homurdanmıyor. Alt tarafı mutfaktan ortak kullanılan balkona çıkacaksın o kadar.
Futbol Köyü'ne gelirsek...Hepsi 1997 doğumlu çocuklar. 97 nasıl bir tarihtir bu arada. Amma eskimişiz yahu. Yani çocuklar 12 yaşında. Ben onların yaşındayken bizim evin yanındaki arsada top oynardık. Arsa aşağı doğru eğimli ve feci taşlarla doluydu. Koşuyoluna atılan toplar her daim sıkıntıydı. Eğim yüzünden topla sen aynı hızda koşarsın ve meşin yuvarlak illa ki auta çıkar veya deparın en canalıcı bölümünde ayağın taşa takılır ve bilindik son.
Çocuklara imrendim. Profesyonel hocalar eşliğinde, bireysel değil, birlikte oynamayı öğreniyorlar. Çim saha, kaleler, fileler falan.
Fransa'nın meşhur Clairefontaine Tesisleri'ndeki gibi belki hemen Anelkalar, Riberyler, Benzemalar fışkırmayacak ama yol doğru.
Bu iş için yola koyulan insanları bazıları Don Kişot olarak görebilir. Don Kişot'u değirmenlerle savaşan bir salak olarak görene de zaten "Hadi eyvallah. Giderken kapıyı çekmeyi unutma" derim ancak.

1 comments:

Adsız dedi ki...

Yazıyı görünce kısa süreli bir şaşkınlık yaşadım.Güzeldir bizim Zonguldak'ımız.Bu topraklardan çok yetenekli milli futbolcular çıktı(Ergün Penbe,Tümer Metin gibi).Tsl'de çok nadir olmasına rağmen Bank Asya'da onun altı liglerde azımsanmayacak kadar 67 numaralı forma görebilirsiniz.Ama Tsl,Bank Asya gibi seviyelerle yetinmememiz lazım.Bu açıdan düşündüğümüzde sevindirici bir olay futbol okulu.Bu potansiyelli şehrin futbol takımına bakın bir de..Deplasmanlı amatör..

(Srnsl)