17 Ağustos 2009 Pazartesi

Çok kınaç olduk - Makedonya

Süper manyak bir profesyonel olarak çıkışım verilene kadar büyük bir ciddiyetle haberlerimi yazmaya ve aynı titizlikle çalışmaya devam ediyorum. Bu arada yeni gelen arkadaşların da sorularına ve sıkıntılarına cevap vermeye çalışıyorum. Ama bu durum blogu ihmal etmeme engel değil.

O kadar gittik gezdik gördük. Makedonya seferini hemen buradan uzun uzadıya bir toparlayalım.
6 kızçe (Ben, Leyla, Kevser, Zeynep Tuba, Ebru ve Banu) 1 saat 10 dakika süren bir uçak yolculuğu ile Üsküp Büyük İskender Havalimanı'na indik. İnişte büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı söylemeliyim. Çünkü gittiğiniz yer Makedonya'nın başkenti ancak havalimanı Bodrum havalimanını kadar ya var ya yok. Makedonya'ya gitme nedenimiz olan ve bizi büyük bir sevinçle karşılayan Hazbiye 3 gün boyunca mükemmel bir ev sahipliği yaptı. Bizim için kiralanan minübüsün şoförü Cevdet abiyi de unutmamak gerek. Sabahın erken saatinden gece yarılarına
kadar bir dediğimizi iki yapmadı.

Üsküp'te ilk durağımız Türk çarşısı oldu. Buradaki pek çok yapı Osmanlı'dan kalma. Davutpaşa Hamamı da onlardan biri. Ancak tıpkı Çifte Hamam'da olduğu gibi buralar sanat galerisi olarak kullanılıyor.
İkinci durağımız Muratpaşa Camii oldu. Ama hemen şunu belirteyim orada gördüğümüz camiler içinde bizi en çok Kalkandelen Alaca Camii etkiledi. Halk dilinde Renkli Camii olarak anılıyor. Burası 1495 yılında inşa edilmiş. Dış duvarları ve içi Osmanlı-Türk barokuna ait resim dekorasyonu ile süslü. Yumurta akı kullanılarak yapılan boyalar ilk günkü kadar canlı ve parlak. Caminin içindeki 200 yıllık saat de dikkat çekici başka bir unsur.
Kalkandelendeki Sersem Ali Baba veya Harabati Baba Tekkesi de bizi etkileyen yerlerden oldu. Özellikle orada tanıştığımız İsmet amca. Bu tekkede doğup büyüyen 73 yaşındaki ihtiyar, Türkiye'den gelen tüm konukları gibi bizi de oldukça sıcak karşıladı. İstanbul Yayla'da evi olduğunu anlatırken, "Ramazan aylarında kira almam. 15 yıldır öyle. Onlar de yetim. Bir ay benden olsun" dedi. Sonra otostop yaparak gittiği hac vazifesini gururla anlatıp, "Siz de buralara kadar gelmişsiniz ya Allah Umre sevabı yazsın" diyerek yüzümüzü güldürdü.
Mavi camlı ev yani Mavi kulü Recep Paşa'nın veremli kızı Fatma Hanım için yaptırdığı hastaneymiş. Buranın etrafında misafirhane, gelen yolcuların atlarını bağlaması için ahırlar. İbadethane ve aş evi var. Partizan döneminde bu tekke için büyük savaş yaşanmış. Partizanlar burayı işgal edip İbadethane'yi resim galerisi, aş evini kumarhane filan yapmışlar. Şimdi yeniden ele geçirilmiş.
Makedonya'nın Bodrum'u Ohrid... Denizi olmamasına rağmen Ohri gölü bu vazifeyi görüyor. Gölün önemi 1979 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmesi. Ohri gölü Oluşum bakımından Balkanlar'daki en eski ve derin göl olma özelliğine de sahip. Ohrid kalesinden ise manzara tek kelimeyle muhteşem. Biz akşam güneşin batış saatine yetiştiğimiz için fotoğraflar biraz karanlık çıktı ama çıplak gözle insanı gerçekten büyülüyor. Oraya kadar gidilmişken şehrin simgelerinden olan kilisede görülmeli.

Matka'yı zaten daha önce anlatmıştım. Bu arada Makedonya'ya gittiğimiz gün Makedonya-İspanya maçı vardı. Graski ya da Şehir Stadı olarak anılan bizim Olimpiyat Stadı formatındaki yeri önce Tetovo'dan kuşbakışı gördüm. Ardından Üsküp kalesinden gündüz gözü fotoğrafladım. Eee malum spor blogunda seyahatlerden bir futbol unsuru da olsun. Bu arada stadı görür görmez ve ben maç olduğunu söyleyince kızlar "Ne olur sonuç" diye sordu. "İspanya rahat yener" dedim. Makedonya 2-0 öne geçmesin mi. Kızlar bana "Ne oldu" diye takılıyor. Dedim biz geldik diye bizim şerefimize herhalde. Ayağımız Makedonlara uğurlu geldi. Ama sonuçta haklı çıktım. İspanya ikinci yarıda 3 golle maçı 3-2 kazandı.


Üsküp'ü eski ve yeni diye ikiye ayıran Vardar Nehri ve onun üzerindeki Taş Köprü'den söz etmeden geçmek olmaz. Köprünün üstündeki kıble taşı en önemli özelliği. Akşam karanlığında ışıklandırılmış haliyle bize Üsküp daha bir büyüleyici geldi. Eski Üsküp, Müslümanlar'ın yoğunlukta olduğu bir yer. Yeni Üsküp ise kafeleri, otelleriyle daha bir hareketli.
Bu arada Makedon kızların sütun gibi bacaklarını grupçak lanetlediğimizi belirtmek isterim. Herkes manken edasında olmak zorunda mı ya. Birinde de selülit olsun be kardeşim. Doğal olarak olmadığı için de miniler bir hayli fazla.

Makedonyalar'a kadar gidilip de Elveda Rumeli'nin Pürsıçan Köyü'ne uğramadan dönülür mü? tabii ki hayır. Gerçek adı Maktovo olan köy çok küçük. Ama dizi oyuncularını tebrik etmek istiyorum ki, havalimanından oraya gitmek bile büyük bir meşakat ister. Aslına bakarsanız Tıbbiyeli Mustafa'yı (Tolgahan Sayışman)görebilir miyiz umuduyla düştük yollara ama nafile. Biz gittiğimizde sadece işçiler vardı. Evi hazırlıyorlardı. Yeni sezon için çekimler 27 Ağustos'ta başlayacakmış. Ev nohut oda bakla sofa cinsinden. Minicik. Oraya nasıl sığıyorlar şaştım da kaldım. Maktova köyü Manastır'a bağlı. Manastır da Makedonya'nın görülesi yerlerinden biri.

Bu arada bir detay daha verelim. Ülkenin yüksek dağlarındaki haçlar dikkat çekici. Özellikle geceleri ışıklandırıyorlar ve sanki gökyüzünde haç uçuşuyormuş gibi bir görüntü çıkıyor ortaya ama ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar bizim doğal ay-yıldızımızın yerini alamaz.


Kapanışı Rahibe Teresa'nın eviyle yapalım. Üsküp doğumlu olan Teresa, 1950 yılında Vatikan'ın izniyle Hayırsever Misyonerler Cemaati'ni kuran, 12 kişiyle kurduğu bu cemaati dünyanın 450 noktasına çoğaltan bir rahibe işte.
Özet; kızçelerle çok kınaç olduk. (Kızlarla çok eğlendik) Darısı başka seyahatlerin başına.

3 comments:

ztu dedi ki...

gezimiz gerçekten çok güzeldi,sayende unutulmaz oldu Yasemincim teşekkürler...

Adsız dedi ki...

bendeeee gitmeden gezim sayende :)ry

kutay dedi ki...

yazıyı okumadan hızla ınıyordum ki, "ulan bizim evden bodruma bakan manzaranın resminin işi ne " dedim..
orası makedonyanın bodrumu imiş.. vallahi bodrum sandım bir an, özledim oraları ondan herhalde..)