Tedavi yolu nedir? Deniz... Ben de öyle yaptım, kendimi deniz kenarına attım. (Allah'tan İstanbul'da yaşıyoruz yoksa halim nice olacak.)
Petit'i de peşimden sürükledim.
O Asya'dan, ben Avrupa'dan yol alıp köprü üzerinde buluştuk. (Böyle bir güzellik başka hangi ülkede var ki... Millet kıtadan kıtaya geçerken pasaport taşımak zorunda.)
Beylerbeyi'nden aşağı vurduk yolun gözüne. Çengelköy'de mola verdikten sonra Kuleli'ye kadar yola devam.
Yediklerimiz, içtiklerimiz bize kalsın ama bu yolculuktan sizlerle paylaşmak için yukarıdaki kareleri yakaladık. (Sıralama tamamen kendi beğenime göredir.)
Gerçi çekim sırası da aynen böyle gelişti. İlk olarak Beşiktaş battaniyesini gördük. Camında asıldığı tarihi evle bütünleşmiş gibiydi. Ardından Çengelköyspor'un tarihi otobüsü çıktı karşımıza. Çengelköyspor'un kuruluşu 1980 olduğuna göre otobüs de o tarihde alınmış ve bugüne kadar gelmiş gibi görünüyordu.
İlk iki fotoğraftan sonra "Blog için de malzeme çıktı" diye sevinirken, Fenerbahçe bayrağı ile karşılaştık ve o an Petit'in bunalıma girmesine yetti de arttı. Yolda gördüğü her sarı-kırmızı objenin fotoğrafını çektirmek için yoğun baskı yaptı. Neyse ki sonunda bir Galatasaray bayrağı yakaladık. Bayrak kıvrılmış net görünmüyor, biraz uçuşmasını bekliyoruz. Tık yok, bu arada fotoğraf makinasının şarjı bitti bitecek. Neyse iyi kötü yukarıdaki kareyi yakaladık da Petit rahatladı.
0 comments:
Yorum Gönder