22 Mayıs 2010 Cumartesi

1 günde Edirne turu

Keyifli bir yolculuk daha yaşandı bitti... Son derece memnun kalarak ve burnumuzun dibindeki güzellikleri görmek için bu kadar geç kalındığı için hayıflanarak. Edirne yolculuğumuzun ilk durağı Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşı Müzesi oldu. 26 Mart 1913 Balkan Savaşı sırasında, Edirne'yi kahramanca savunan Şükrü Paşa ve savaşın şehitleri anısına yapılan müze şehrin en yüksek yerinde. Buraya çıktığınızda bir tarafta inanılmaz bir kahramanlığa imza atan atalarınızla övünüp, "Çılgın Türkler" tabirinin ne kadar doğru olduğunu anlıyorsunuz. Diğer taraftan o kahramanların fedakarlığıyla kazanılan Edirne'ye tepeden bakıyorsunuz.
Şükrü Paşa ve askerlerinin yaşadıkları zorlukları anlatmak için bu üç fotoğraf yeter de artar diye düşünüyorum. Paşa'nın vasiyeti çekilen sıkıntıların yansıması şüphesiz. Bir avuç askerin savaş boyunca yediği yemek listesini incelediğinizde bunu daha iyi anlıyorsunuz. Bir Paşa için bırakın malzeme yetersizliğini üstüne üstlük askerlerinin aç ve bilaç mücadelesi hiç kolay olmasa gerek. 1 Mart 1913 tarihli gazete ise ülkede yaşanan sıkıntının en büyük kanıtı. Belediye Sağlık Kurulu'nun itirazına rağmen ekmeğe yüzde 10 kum ilavesine karar veriliyor.
Bizler bugün hangi çeşit ekmeği yiyeceğimize karar veremiyorsak hiç şüphesiz bu kumlu ekmekle açlığını bastırmaya çalışan atalarımız sayesinde.

İkinci durak Selimiye... Caminin ihtişamından ve güzelliğinden söz etmeye gerek yok. Zaten eser tüm heybeti ve haşmetiyle Edirne'nin her yerinden kendini gösteriyor. Bu devasa yapıyı fotoğraf karesine sıkıştırmak o kadar zor ki... Caminin içi, dışı kadar ihtişamlı. Mermer üstündeki ters lale motifi ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor. Ters lale ile ilgili olarak ise herkes ayrı bir hikaye anlatıyor. Hangisine inanacağınızı şaşırıp kalıyorsunuz. Diğer ilgi çeken şey ise caminin içindeki çeşme. Çünkü suyunun şifalı olduğuna inanılıyor. Eee bu fırsatı kaçırmadım. Şifa olsun diye ben de afiyetle içtim sudan. Selimiye ihtişamıyla insanı büyüleyedursun ben en çok Eski Camii'yi beğendim. Daha girişte kapısındaki Muhammed ve Allah yazısı sizi çarpıyor. Caminin içi de hat sanatının örnekleriyle dolu. Eski Camii, Edirne'de Osmanlı'dan günümüze ulaşan en eski yapı özelliğini de taşıyor. Camiyle ilgili şöyle bir rivayet mevcut; Hacı Bayram Veli, Edirne'ye II.Murat tarafından getirildikten sonra; bir gün, Eski Cami'ye gider. Camiye girdiğinde, orta kubbenin altında ibadete meşgul olan Hz.Muhammet'i görür. Peygamber Efendimiz kendisine: "Bu cami benimdir, ümmetimle bile olurum. Ya Şeyh! Zinhar bu makamı hali görmesinler. Daim gelüp bunda hacet dilesinler" der. Hiç merak etmeyin tam o noktada ellerimi açıp tüm dualarımı sıraladım. Hadi hayırlısı.
Edirne'nin dört bir yani camii.. Gez gez biteremiyorsunuz. Ama en önemlilerinden biri de 3 Şerefeli Camii. Küçücük makinayla dıştan koca yapıyı çekmek zor olduğu için içerdeki maketini fotoğraflamayı tercih ettim. Camii'nin 4 minaresinin biri üç, biri iki, ikisi birer şerefeli. Bu minareler baklavalı, şişhaneli, çubuklu ve burmalı motif üsluplarıyla bezenmiş. Avlusu oldukça geniş.
Bir başka durağımız ise dıştan müthiş bir görüntüsü olan özellikle bahçesindeki ağaçları ve çiçekleriyle dikkat çeken Dar’ül Hadis Camii oldu. Burası önceleri hadis okutulmak için medrese olarak yapılmış ancak sonradan camiye çevrilmiş. Burada sadece caminin içinden bir kare yer alıyor. Çektiğim tüm fotoğrafları koymayı isterdim ama maalesef yerim dar :)

Ve şimdiki durağımız 2. Beyazıd Külliyesi Darüşşifa'sı, bugünkü adıyla Trakya Üniversitesi Sağlık Müzesi... Uzun uzun gezilmesi gereken çok derece güzel bir yer. Yüzyıllar öncesinde ruh ve sinir hastalarının su ve müzikle tedavi edildiği, doktorların ve eczacıların yetiştirildiği, aş eviyle kimsesizlerin karnının doyurulduğu, hastanelere doktor yetiştiren önemli bir hayır kurumuymuş burası. Günümüzde ise özel bir müze. Öyleki 2004 yılında Avrupa'nın en iyi müzesi seçilmiş. Tüm odalarda geçmiş yılların izlerini buluyorsunuz. Bir dönem, orada yaşanan her şey heykel sayesinde günümüze taşınmış. Tüm fotoğrafların üzerine tıklayıp büyük hallerini açtığınızda detayları da yakalayacaksınız. Örneğin yukarıda solda gördüğünüz fotoğrafta iki psikolojik hasta çeşitli meşguliyetlerle tedavi ediliyor. Biri sepet yapıyor, diğeri file yapıyor.
Sağ tarafta ise deneysel bir çalışma var. Adamın birinin elinde horoz birinin elinde yılan ne yapıyorlar merak ettiyseniz hemen aşağıda konuyla ilgili detaylı açıklamayı okuyabilirsiniz.


Veeee benim favorim... İki adam; elinde gül tutan sakallı;melankolik yani kara sevda çeken bir hasta. Elinde yazma tutan ise divane akıl hastası. İkisini aynı odaya koymuşlar. Amaç şu olsa gerek; eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar. Muhtemelen melankolik derdini anlatıyor, çektiği sevdadan dert yanıyor. Divane ise ona aklını başına al yoksa sonun benim gibi olur diye nasihat ediyor.
Eskiden cerrahi müdehalelerin çoğu dağlama yöntemiyle yapılırmış. İşte solda gördüğünüz fotoğraf bunu anlatıyor. İnsan şu sahneyi görünce bile yaşadığı çağa, tıptaki gelişmeye şükür ediyor.
Sağda gördüğünüz fotoğraf ise psikolojik hastaların tedavisinde kullanılan müzik aletlerinin bir bölümü. Eczacılıkla ilgili odada ise çeşit çeşit baharatlar ve hangi hastalıklara iyi geldikleriyle ilgili bilgiler mevcuttu. Yakın plan çekmeye çalıştım ama nafile. Bir türlü okunmadı. Ama zaten tv'lerde Marankiler'i, Saracoğlu'ları izleye izleye toplum olarak neyin neye iyi geldiğini ezberledik.
Veee gezdik, gördük de aç mı kaldık, tabii ki hayır... Mutlu arkadaşımız Park Osman'ın köftesini tavsiye etmişti ama ben tercihimi ciğerden yana kullandım. Acı sos ciğerle birlikte süper gidiyor, ancak yine blogta tavsiye edilen ciğerin yanında kuru biberi mutlaka dene tavsiyesine cesaret edemedim.
Yemeği Selimiye Camii'nin hemen arkasıdaki Taş Odalar'da yedik. Binanın fotoğrafı aşağıda. Dıştan çok otantik bir görüntüsü vardı. Büyülendik. Aynı zamanda butik otelmiş. Blog yorumlarında olduğu gibi Keçecizade'den badem ezmesi de alındı. Edirne'nin dört bir yanında Keçecizade'nin şubelerini görüyorsunuz ama biz Selimiye Camii'nin altındaki Arasta Çarşı'ndaki Keçecizade'den alışveriş yaptık. Bu arada badem ezmezi diyip geçmemek gerek kilosu 30 TL... Ufacık kutuya 7.5 TL veriyorsunuz. Tabii aklınız bademli kurabiyelerde, çikolatalı lokumlarda da kalmıyor değil.

Bir güne ancak bu kadarını sığdırdık. Blogtaki tavsiyelerden en çok Meriç kıyısında çay keyfini tutmuştum. Ama maalesef gerçekleşmedi. İnşallah başka sefere.

8 comments:

Asım Erel dedi ki...

Selimiye' nin içindeki su bildiğin şebeke suyu şifalı falan değil. Ters lale de mermer ustasının imzası. Gezilebilecek çoğu yeri gezmişsiniz zaten. Ama ciğeri yanlış yerde yemişsiniz. Ciğerci Aydın da yeseydiniz tam olurdu. Bir daha ki sefere artık. Aklınızda bulunsun. Meriç kıyısında çay keyfi de fazla abartılacak bir şey değil çünkü nehir temiz değil. Çamur akıyor resmen.

Kaan Kavuşan dedi ki...

meriç'e gidememeniz kötü olmuş, çok güzel bir manzarası vardır. Çayınızı yada tercihen biranızı yudumlarken su akar durur. Öğrenciyken her haftasonu giderdik hemen hemen.

Kevser dedi ki...

Ellerine sağlik Yasemin. Edirne turumuz ancak bu kadar guzel özetlenebilirdi:) Eger o geziye katilamamis olsaydim senin yazdiklarini okuduktan sonra kahrimda ölürdum herhalde:) Senin de yazdigin gibi bu kadar yakinimizda böyle huzur dolu, bu kadar cok mubarek insane agirlamis bir sehri ancak 30’larimda görduğüm için hayiflandim ama zararin neresinden dönersek kardir diyerek kendimi avutuyorum:)Gezdiğimiz, gördüğümüz, yediğimiz, içtiğimiz bir yana Edirne’den içimde tarifsiz bir huzur kaldı...

Yasemin Yıldırım dedi ki...

Asım Erel@ Valla şebeke mebeke bir güzel içtim. Ne diyelim niyet önemli :)

Adsız dedi ki...

Canım süper anlatmışsın.Çok keyifli ve gerçekten huzur verici bir gezi oldu.Sizlerlede gezmek bir okadar zevkliydi.Daha nice gezilere diyorum...

muyek dedi ki...

Gittiginiz cigercinin ismini alabilir miyim ?

Yasemin Yıldırım dedi ki...

muyek@ ciğeri fotoğrafta da var taş odalar diye bir yerde yedik. Yazmıştım aynı zaman da butik otelmiş. Caminin arka kapısından çıkınca hemen görüyorsun zaten.

Adsız dedi ki...

gitmiş kadar oldum çok güzel bir yazı daha yaseminden...ry