31 Mayıs 2010 Pazartesi

7 şehit var bugün futbol yok

İskenderun'da kahpe bir saldırıyla şehitlik mertebesine ulaşan 7 askerimize Allah rahmet eylesin.
İnadına ve sonsuza kadar "Ne mutlu TÜRKÜM diyene..."

İnsanlık yok bugün futbol yok


Ulan, mama götürüyordu bu insanlar sizin aç bıraktığınız o bebeklere...
İsrail'in makinelilerle donanmış kahpe komandolarına karşı onlar yumruklarıyla direndiler... Yürekleri çeliktendi ama maaselef bedenleri aşağılık İsrail kurşunlarına hedef oldu...
Er ya da geç Allah'ın adaleti elbet tecelli edecek. Elleri, bedenleri kan kusanlar bir gün kendi kanlarında boğulacak.

Şampiyon Tavşanlı

Tavşanlı Linyitspor, Bank Asya 1. Lig'e yükseldi. Tebrikler...
Kutlama resimleri gerçekten çok güzel. Bu ise enfes. Çocuğu kupanın içine sokmak kimin fikriyse enteresan olmuş...

30 Mayıs 2010 Pazar

Jabulani

Bu yaz Dünya Kupası 'Jabulani' isimli topla oynanacak. Ancak özellikle kaleciler bu meşin yuvarlaktan çok şikayetçi.
Casillas: Dünya Kupası gibi önemli bir turnuvada top gibi önemli bir unsurun berbat olması üzücü...
Marcus Hahnemann: Kariyerim boyunca oynadığım en berbat top. Çocukların plajda oynadıkları plastik toptan farkı yok. Çılgın gibi hareket ediyor. Bir anda falso alıyor.

Julio Cesar: Bakkaldan alınmış gibi...

ABD'nin pabuçları



Amerika Milli Futbol Takımı, Dünya Kupası için Afrika'ya doğru yol aldı. ABD'deki veda töreninde Obama ve Clinton da katıldı.
Törene damgayı kafilenin ColeHaan marka ayakkabıları vurdu.
Obama: Ayakkabılar harika görünüyor.
Clinton: Bu ayakkabılardan bir çift almak için takıma katılmak isterdim.
Bu arada fiyatı da 295 dolarmış.

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Servet'in dili


29 Mayıs 1453

"Konstantiniyye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır; ve onu fetheden ordu ne güzel ordudur!"
Hazreti MUHAMMED

"Ya İstanbul beni alacak ya ben İstanbul'u"
Fatih Sultan MEHMET

28 Mayıs 2010 Cuma

Taraftar Beckham

Lakers'ın, Phonex'i 103-101 yendiği maçın sonunda David Beckham işte böyle sevinmiş. İnsanın destek olduğu takımın kazanması güzel şey tabii...

Canımız kanımız sana feda Aziz

Fenerbahçe taraftarı Kadıköy'de Trabzon maçının ardından çıkan yangın sonrası tutuklanıp cezaevine gönderilen 7 arkadaşlarını unutmadı. Efes Pilsen maçına pankartlar damga vurdu.

Özellikle de bu: 'Canımız kanımız sana feda Saddam' sloganını F.Bahçeliler Aziz Yıldırım'a çevirmiş. Bu da yetmemiş altına 'Diktatör istifa' yazmışlar.

Bana göre Fenerbahçe Kulübü'ne verilen 2 maçlık ceza az ama bu demek değil ki o koltukları yakanlar hapis yatsın. Hapis yatmak kolay bir iş değil. Her suçun karşılığı hapis olmamalı. Para cezası olur, sosyal sorumluluk projelerine katılma cezası falan olur. Koltuk yakanın hapis yatması başka birşey. Sonuçta bunlar taraftar, kundakçı değil ki. Hele aralarından bir tanesi Migros tribünündeymiş ama Maraton'da çıkan olaylar nedeniyle hapse atılmış. Bu F.Bahçe taraftarının iddiası ama doğruysa gerçekten felaket. Bu şu anlama geliyor: Tesadüfen dışarıda dolaşıyoruz. En küçük bir olayda polis gerekli tutuklu sayısına ulaşana kadar zaten adam topluyor. Ona artık alıştık da bari savcı, hakim kısmında adalet olsa.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Kartal Yuvası'ndan 10 numara ürün


Kimin aklına geldiyse helal olsun valla. Tam sezon başlarken Beşiktaş turnayı gözünden vurmuş ve deniz ürünleri çıkarmış.
Diğer ürünleri görmek isteyen varsa buyrun

İz bırakanlar

Genç nesil bilmez belki ama bu keçi sakallı, bıyıklı adam Hami'dir. 'İz bırakanlar' programına yeni imajıyla katılmış... Valla şutları kadar şu hali de iz bıraktı bende şimdiden.

Bolt



Dünyanın en hızlı adamından tuhaf kareler...

Yayla havası

Azız Yıldırım bugün Topuk Yaylası'ndaki tesislerin temel atma törenine katıldı. Temiz hava, bol güneş, oksijen derken yarınki gazetelerin manşetlerini kurtarmış:
* Yaşadığımız şoku atlattık. Ben ve yönetimim dirayetli insanlarız. Önemli olan kaybetmek değil yeniden kazanabilmek.
* Trabzon'u yenseydik bu takım kötü takım mı olacaktı? Son maçta 15 pozisyonumuz var. O akşam 2. golü atsak medya bize böyle mi bakacaktı? Ben tribünden inip topu elimle içeri mi atacaktım. 34. hafta son saniyede kaybetmek başarısızlık değil, başarıdır.
* Beşiktaş ve G.Saray'a 10 puan fark attık ama Bursaspor'u hesap edemedik.
* Taraftar istedi diye Güiza'yı gönderemeyiz. Mantıklı olan neyse ona göre davranacağız.
* Tek büyük Fenerbahçe. Her branşta şampiyonluğa oynuyoruz. Baskette final oynuyoruz herkes Efes Pilsen'i tutuyor, voleybolda final oynuyoruz herkes Ziraat Bankası'nı tutuyor. Bunları kimseyi küçümsemek için söylemiyorum. Yaptığımız mücadeleyi belirtiyorum.
* Daum ve Aykut'un durumuna mali kongre sonrası bakacağız.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Hollanda tribünleri

Her zaman çok renklidir...

Yapar


"Dünya Kupası'nı kazanırsak Obelisk'in (Buenos Aires'in Dikilitaş'ı) etrafında çıplak koşacağım"
Maradona

Yaşasın tatil

Tatil dediğin işte budur; bol yürüyüş, bol bol deniz ve güneş.... Portekiz Milli Takım kaptanı Ronaldo, dünya kupası öncesi Korsika'da model Irina Shayk ile işte böyle tatilin keyfini çıkarmış. Bu arada dikkatimi çekti kız model ama Ronaldo kızdan daha ince ve zayıf.

Babasının oğlu

11 yaşındaki Brooklyn gömleğin bir tarafını fora etmiş. Kimden mi öğrenmiş?

Pembe Zizou

1 arkadaşın beğeneceğine eminim ama hakikaten rezalet bir forma. Hani karede Zidane olmasa yüzüne bakmazsın fotoğrafın ama beni formadan daha çok neşelendiren şu çalım oldu.
Yardım maçında Zizou artık nasıl belinin suyunu aldıysa rakibi 8 olmuş.
Demek ki şu laf ezelden (o ezel değil) ebede kadar hükmünü sürdürecek:
Efsaneler ölmez sadece şekil değiştirir...

Howard'ı savunmak

Başlıktan devam edelim kolay iş değil. Bu maçta 36 sayı, 12 ribaundla oynadı Boston'a karşı.

25 Mayıs 2010 Salı

Siz hepiniz ben tek

Tüm takımlar Fenerbahçe'ye düşman ya, Kütahya'daki Fenerbahçe taraftarı İsmail Saraç da buna tepki olarak ablasına bir forma diktirmiş.
Çubuklu forma Sarı-Kırmızı, Yeşil-Beyaz, Siyah-Beyaz, Bordo-Mavi renklerden oluşuyor.
İlginç bir çalışma olmuş...

İçindeki çocuğu yaşatmak

Kim demiş Mourinho, burnundan kıl aldırmayan, huysuz adamın teki diye...

Helal sana Konya

Türkiye'de geçirdiği trafik kazası sonrası felç olmuştu Konyasporlu Poljac.
Norveç'e dönen futbolcuyu Süper Lig'e çıkan Konyaspor unutmamış.
Poljac'a da şampiyonluk primi verilecekmiş.
Hani "10 numara hareket" denir ya. Tam yerine uyar burada.

Yok artık


Fotoğraflardaki Beckhamgiller'in köpeği.
Belli ki David'in imajıyla uğraşmak Victoria'yı kesmemiş köpeğe de el atmış.

Cesur çocuklar

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Uygunsuz davranış

Gaziantepspor Bülent Uygun'a attırdığı imzanın mürekkebi kurumadan bu transferden vazgeçip sözleşmeyi fesh etmiş. Adama "Kardeşim anlaşmayı yaparken aklın nerdeydi" diye sormazlar mı? Türk Futbol'u ne istediğini bilmeyen, zırt pırt karar değiştiren yöneticilerle zaten bu halde değil mi? Biri de kendini değiştirse, "Bu işten anlamıyorum" diyip evinin yolunu tutsa ne güzel olacak.

23 Mayıs 2010 Pazar

?zınısım adnıkraf ninekilheT

Konyaspor, Karabük ve Buca'nın ardından Süper Lig'e çıkan 3. takım oldu.
Konyaspor'un hocası Ziya Doğan muhtemelen futbol gezegeninde en güvendiği adam Ayman'ı yine transfer edecektir.
Süper Lig 1 sezon daha Ayman'ı kaldırır mı bilemiyorum.
Şaka bir yana tebrikler Konya...

Alperimiz'i gökyüzüne gömdük


Veni-Vidi-Vici'nin sıkı adamlarından pilot Alper'i Cuma günü uçak kazasında kaybetmiştik.
Pazar günü düştük yollara boynumuzda atkılarla...
Ama bu sefer bu deplasman çok koydu hepimize...
Alperimiz'i en uzak deplasmana yolladık...
Pilot Alper'i belki toprağın altına gömdük ama hepimiz biliyoruz onun ruhu yine en büyük tutkusu, sevdası olan gökyüzüne yükseldi...
Aslında biz onu gökyüzüne gömdük...
65 dakika gol atamazsak, kaldıracağız kafamızı o gökyüzüne... Yak kardeşim diyeceğiz bir "Gel-gel"sigarası...
Mekanın cennet olsun PİLOT ALPER ŞEN...
Varsın bu kez ölüm olsun filmin sonu...
Cehenneme kombinemiz var da cennete yok mu?..

22 Mayıs 2010 Cumartesi

1 günde Edirne turu

Keyifli bir yolculuk daha yaşandı bitti... Son derece memnun kalarak ve burnumuzun dibindeki güzellikleri görmek için bu kadar geç kalındığı için hayıflanarak. Edirne yolculuğumuzun ilk durağı Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşı Müzesi oldu. 26 Mart 1913 Balkan Savaşı sırasında, Edirne'yi kahramanca savunan Şükrü Paşa ve savaşın şehitleri anısına yapılan müze şehrin en yüksek yerinde. Buraya çıktığınızda bir tarafta inanılmaz bir kahramanlığa imza atan atalarınızla övünüp, "Çılgın Türkler" tabirinin ne kadar doğru olduğunu anlıyorsunuz. Diğer taraftan o kahramanların fedakarlığıyla kazanılan Edirne'ye tepeden bakıyorsunuz.
Şükrü Paşa ve askerlerinin yaşadıkları zorlukları anlatmak için bu üç fotoğraf yeter de artar diye düşünüyorum. Paşa'nın vasiyeti çekilen sıkıntıların yansıması şüphesiz. Bir avuç askerin savaş boyunca yediği yemek listesini incelediğinizde bunu daha iyi anlıyorsunuz. Bir Paşa için bırakın malzeme yetersizliğini üstüne üstlük askerlerinin aç ve bilaç mücadelesi hiç kolay olmasa gerek. 1 Mart 1913 tarihli gazete ise ülkede yaşanan sıkıntının en büyük kanıtı. Belediye Sağlık Kurulu'nun itirazına rağmen ekmeğe yüzde 10 kum ilavesine karar veriliyor.
Bizler bugün hangi çeşit ekmeği yiyeceğimize karar veremiyorsak hiç şüphesiz bu kumlu ekmekle açlığını bastırmaya çalışan atalarımız sayesinde.

İkinci durak Selimiye... Caminin ihtişamından ve güzelliğinden söz etmeye gerek yok. Zaten eser tüm heybeti ve haşmetiyle Edirne'nin her yerinden kendini gösteriyor. Bu devasa yapıyı fotoğraf karesine sıkıştırmak o kadar zor ki... Caminin içi, dışı kadar ihtişamlı. Mermer üstündeki ters lale motifi ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor. Ters lale ile ilgili olarak ise herkes ayrı bir hikaye anlatıyor. Hangisine inanacağınızı şaşırıp kalıyorsunuz. Diğer ilgi çeken şey ise caminin içindeki çeşme. Çünkü suyunun şifalı olduğuna inanılıyor. Eee bu fırsatı kaçırmadım. Şifa olsun diye ben de afiyetle içtim sudan. Selimiye ihtişamıyla insanı büyüleyedursun ben en çok Eski Camii'yi beğendim. Daha girişte kapısındaki Muhammed ve Allah yazısı sizi çarpıyor. Caminin içi de hat sanatının örnekleriyle dolu. Eski Camii, Edirne'de Osmanlı'dan günümüze ulaşan en eski yapı özelliğini de taşıyor. Camiyle ilgili şöyle bir rivayet mevcut; Hacı Bayram Veli, Edirne'ye II.Murat tarafından getirildikten sonra; bir gün, Eski Cami'ye gider. Camiye girdiğinde, orta kubbenin altında ibadete meşgul olan Hz.Muhammet'i görür. Peygamber Efendimiz kendisine: "Bu cami benimdir, ümmetimle bile olurum. Ya Şeyh! Zinhar bu makamı hali görmesinler. Daim gelüp bunda hacet dilesinler" der. Hiç merak etmeyin tam o noktada ellerimi açıp tüm dualarımı sıraladım. Hadi hayırlısı.
Edirne'nin dört bir yani camii.. Gez gez biteremiyorsunuz. Ama en önemlilerinden biri de 3 Şerefeli Camii. Küçücük makinayla dıştan koca yapıyı çekmek zor olduğu için içerdeki maketini fotoğraflamayı tercih ettim. Camii'nin 4 minaresinin biri üç, biri iki, ikisi birer şerefeli. Bu minareler baklavalı, şişhaneli, çubuklu ve burmalı motif üsluplarıyla bezenmiş. Avlusu oldukça geniş.
Bir başka durağımız ise dıştan müthiş bir görüntüsü olan özellikle bahçesindeki ağaçları ve çiçekleriyle dikkat çeken Dar’ül Hadis Camii oldu. Burası önceleri hadis okutulmak için medrese olarak yapılmış ancak sonradan camiye çevrilmiş. Burada sadece caminin içinden bir kare yer alıyor. Çektiğim tüm fotoğrafları koymayı isterdim ama maalesef yerim dar :)

Ve şimdiki durağımız 2. Beyazıd Külliyesi Darüşşifa'sı, bugünkü adıyla Trakya Üniversitesi Sağlık Müzesi... Uzun uzun gezilmesi gereken çok derece güzel bir yer. Yüzyıllar öncesinde ruh ve sinir hastalarının su ve müzikle tedavi edildiği, doktorların ve eczacıların yetiştirildiği, aş eviyle kimsesizlerin karnının doyurulduğu, hastanelere doktor yetiştiren önemli bir hayır kurumuymuş burası. Günümüzde ise özel bir müze. Öyleki 2004 yılında Avrupa'nın en iyi müzesi seçilmiş. Tüm odalarda geçmiş yılların izlerini buluyorsunuz. Bir dönem, orada yaşanan her şey heykel sayesinde günümüze taşınmış. Tüm fotoğrafların üzerine tıklayıp büyük hallerini açtığınızda detayları da yakalayacaksınız. Örneğin yukarıda solda gördüğünüz fotoğrafta iki psikolojik hasta çeşitli meşguliyetlerle tedavi ediliyor. Biri sepet yapıyor, diğeri file yapıyor.
Sağ tarafta ise deneysel bir çalışma var. Adamın birinin elinde horoz birinin elinde yılan ne yapıyorlar merak ettiyseniz hemen aşağıda konuyla ilgili detaylı açıklamayı okuyabilirsiniz.


Veeee benim favorim... İki adam; elinde gül tutan sakallı;melankolik yani kara sevda çeken bir hasta. Elinde yazma tutan ise divane akıl hastası. İkisini aynı odaya koymuşlar. Amaç şu olsa gerek; eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar. Muhtemelen melankolik derdini anlatıyor, çektiği sevdadan dert yanıyor. Divane ise ona aklını başına al yoksa sonun benim gibi olur diye nasihat ediyor.
Eskiden cerrahi müdehalelerin çoğu dağlama yöntemiyle yapılırmış. İşte solda gördüğünüz fotoğraf bunu anlatıyor. İnsan şu sahneyi görünce bile yaşadığı çağa, tıptaki gelişmeye şükür ediyor.
Sağda gördüğünüz fotoğraf ise psikolojik hastaların tedavisinde kullanılan müzik aletlerinin bir bölümü. Eczacılıkla ilgili odada ise çeşit çeşit baharatlar ve hangi hastalıklara iyi geldikleriyle ilgili bilgiler mevcuttu. Yakın plan çekmeye çalıştım ama nafile. Bir türlü okunmadı. Ama zaten tv'lerde Marankiler'i, Saracoğlu'ları izleye izleye toplum olarak neyin neye iyi geldiğini ezberledik.
Veee gezdik, gördük de aç mı kaldık, tabii ki hayır... Mutlu arkadaşımız Park Osman'ın köftesini tavsiye etmişti ama ben tercihimi ciğerden yana kullandım. Acı sos ciğerle birlikte süper gidiyor, ancak yine blogta tavsiye edilen ciğerin yanında kuru biberi mutlaka dene tavsiyesine cesaret edemedim.
Yemeği Selimiye Camii'nin hemen arkasıdaki Taş Odalar'da yedik. Binanın fotoğrafı aşağıda. Dıştan çok otantik bir görüntüsü vardı. Büyülendik. Aynı zamanda butik otelmiş. Blog yorumlarında olduğu gibi Keçecizade'den badem ezmesi de alındı. Edirne'nin dört bir yanında Keçecizade'nin şubelerini görüyorsunuz ama biz Selimiye Camii'nin altındaki Arasta Çarşı'ndaki Keçecizade'den alışveriş yaptık. Bu arada badem ezmezi diyip geçmemek gerek kilosu 30 TL... Ufacık kutuya 7.5 TL veriyorsunuz. Tabii aklınız bademli kurabiyelerde, çikolatalı lokumlarda da kalmıyor değil.

Bir güne ancak bu kadarını sığdırdık. Blogtaki tavsiyelerden en çok Meriç kıyısında çay keyfini tutmuştum. Ama maalesef gerçekleşmedi. İnşallah başka sefere.