30 Haziran 2010 Çarşamba

Panini & Futbol & Vespa





Bu Vespa işlerine zoban bakar ama görmüşken biz de atlamayalım. Başarılı bir çalışma olmuş.

Holiday booked

Haber Daily Mail'den. Rooney, İngiltere'nin Almanya'ya 4-1 yenilerek elendiği maçtan 2 gün önce tatil için Barbados'a bilet rezervasyonu yaptırmış. İlk bakışta normal görünebilir, hoşgörüyle karşılanabilir ama bana göre pek etik değil. Sonuçta ülkeni temsil ettiğin bir kupada siyasi ve sahada ezeli bir rakibinle karşılaşıyorsun. Kafanda "Elenirsek" düşüncesi olmamalı. Neyse iyi tatiller Rooooooney...

Caner Fenerbahçe'ye gitmiş

Öncelikle izin bitti. Uzun uzun anlatıp iştah kabartmaya gerek yok. "Bodrum harika bir yer, Gündoğan baştan çıkarır" diyerek o konuyu kapatalım.
Caner Galatasaray'a geldiğinde izindeydim, ben izindeyken bu kez de Fenerbahçe'ye transfer olmuş. Bizde iyi başlayıp çok çok kötü bitirmişti. Artık transferleri isme göre değil getirmesi muhtemel faydasına göre değerlendirmek lazım. Aykut Kocaman (hiç sanmıyorum ama) Caner'i solbekte oynatırsa hiçbir fayda alamaz, orta sahada oynatırsa özellikle iç saha maçlarında coştukça coşar.

29 Haziran 2010 Salı

Güiza krizi!

Dün akşam tüm internet sitelerindeki başlık buydu. İspanyol, kendisine bilet gönderilmesine rağmen sezonun ilk idmanına gelmemişti. Fotoğraf bugünden. Futbolcular testen geçmiş. Site fotoğraf olarak sadece bu kareyi kullanmış. Acaba Güiza'nın gelmemesi mi kriz, gelmesi mi? İşin içinden çıkamadım.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Armayı çıkar Ankaraspor

Mavi-Beyaz Fenerbahçe.... Olmamış, hem de hiççççç.

Batan geminin malları

Kıldan, tüyden sebepler

İngiltere Milli Takımı, Almanya'ya yenilip Dünya Kupası'na veda edince İngiliz basınında da eleştiriler başladı. İngilizler'in büyük umut bağladığı ancak bekleneni veremeyen Rooney eleştirilerden en çok nasibini alan isim. Öyleki futbolcunun başarısızlığı göğüs kıllarını aldırmasına bağlanmış durumda. Dailymail, Rooney'in işte bu iki fotoğrafıyla başarısızlığın nedenini masaya yatırıyor.

İtalya'nın Dünya Kupası performansı

Hiçbir hesap öte tarafa kalmıyor


Lampard; takımı Almanya karşısında 2-1 gerideyken buz gibi golle eşitliği sağlıyor sağlamasına ama Uruguaylı hakem golü vermiyor. Sonuç İngiltere sahadan 4-1 yenip ayrılıp Dünya Kupası'nda çeyrek final oynama şansını kaçırıyor. David Bechkam, maçın hakemine elleriyle topun çizgiyi ne kadar geçtiğini gösteriyor, fotoğraflar da ortada ama tüm bunlar sonucu değiştirmiyor.

Bundan tam 44 yıl önce 1966 Dünya Kupası'nda iki takım arasında oynanan karşılaşmada İngiltere'den Geoff Hurst'un şutunda top çizgiyi geçmemesine rağmen hakem golü vermiş ve İngilizler maçı 4-2 kazanarak kupayı almış. Bu kez topları çizgiyi geçti ama Almanlar kazandı. İlahi adalet bu olsa gerek.

25 Haziran 2010 Cuma

Bodrum üçlemesi

Pazartesi'den Cuma'ya kaç gün varsa arada su gibi geçti... Pazartesi erken, cuma geç uçak ayarlaması ile zaman uzatılabildiği kadar uzatıldı. İstanbul'dan gelen soğuk ve yağmurlu hava haberlerinin arasında güneşin ve denizin tadı çıkarılabildiği kadar çıkarıldı. Yağmurlu ve kapalı bir öğleden sonra ise her Bodrum ziyaretinin olmazsa olmazları arka arkaya gerçekleştirildi. Bodrum denince vazgeçilmezlerim belli;
Barlar sokağının sonunu bulup, Azmakbaşı'na vardığınızda soluklanın. Şirin Döner'de sebzeli döner yemeden olmaz. Böyle bir lezzet yok. Bir döner bu kadar yağlı olmasına rağmen bu kadar mı lezzetli olur.


Tabii ki Yunuslar Karadeniz... Kendini yenilemiş. Çok eski bir dükkandı, içeri girmeden siparişi veriyordunuz. Şimdi modern bir çehreye bürünmüş, içeri girip turluyor, uzun uzun vitrine bakabiliyorsunuz. Kısa bakmanın imkanı yok. Çünkü karar vermek zor. Kolaysa siz verin vitrinin sadece bir bölümü aşağıda.

Bizim gibi kararınızı verebilirseniz Yunuslar Karadeniz'in karşısındaki Mado'nun yolunu tutuyorsunuz. İki dükkan ortak. Oradan aldıklarınızı Mado'da yemenize izin veriyorlar. Yiyecekler süper, manzara muhteşem bu durumda yapılacak tek şey çayın ya da kahvenin dibine vurmak. Mado'da gündüz manzarası ayrı güzel ama gece de oldukça büyüleyici.

Bir tarafta Halikarnas discoya kadar olan, meyhanelerin yer aldığı cadde,

Diğer tarafta Bodrum kalesi...

Ve üçlemenin son noktası Bitez dondurma... O nasıl bir lezzet tarifi yok. Malzemeden çalma diye bir şey söz konusu değil. Favorim tuttu furittili. Aşure gibi bir şey. İçindeki kayısının, incirin tadını doya doya alıyorsunuz. Zaten fındıklar öyle dövülüpte göstermelik içine konulmuş değil bütün bütün atılmış. Cevizler de öyle. Çikolatalısı süper... Bal badem, karadut mutlaka denenmeli. Tahin susamı çok tutmadım. Bir de konyaklısı nasıl bilemiyorum. Bu arada benim gibi Bitez dondurma tutkunlarına müjdeyi vereyim İstanbul'a da şube açıyorlar. İlk olarak Bağdat Caddesi sonrasında hedef tüm İstanbulmuş.

Bodrum demek, alem demek diyenlerin üçlemesi de "Hadi gari", "Yetti gari" ve "Ora" olabilir. Ancak gençliğin vazgeçilmezinin Fink olduğunu belirtelim. Mekan küçük ama müşteri alma potansiyeli yüksek.

Bu fotoğrafı Marina'nın içindeki Kahve Dünyası'nın üst katından çektim. Terasta kahvenizi yudumlarken, manzaraya bakıp bakıp, bir gün sahip olacağınız yatın hayalini kurabilirsiniz.
Haziran ayının sonu olmasına rağmen Bodrum boş... Normalde adım atmanın güç olduğu Barlar Sokağı'nda o kadar rahat yürüyorsunuz ki, vakit bolluğundan aynı sokağı 30 kez turlamak zorunda kalıyorsunuz.

Barlar Sokağı'nda Süper Lig şampiyonu Bursaspor'un Timsahlı bayrağı ile kupa şampiyonu Trabzonspor'un bayrakları arka arkaya dalgalanıyor.

Dünya Kupası coşkusu da doyasıya yaşanıyor. Turistler ülkelerinin maçlarını kaçırmıyor. Bodrum esnafının favorisi ise görüldüğü üzere Hollanda.

Veee bitti... Bu güzellikleri arkamda bırakarak kürkçü dükkanına dönüş yaptım.. Uçak bulutların içinden geçerek, İstanbul'a inmeye çalışırken, bu sis perdesinin hiç sona ermeyeceğini düşündüm. İçinden geçmemiz bu kadar zaman aldıysa bu bulutların İstanbul'un üzerinden gitmesi daha çok sürer. Gidiş yolcuğunda Tolunay Kafkas ile aynı uçaktaydık. Dönüşte yol arkadaşımız, Galatasaraylı pardon pardon Valencia'lı Mehmet Topal'dı. Ancak beni en çok şaşırtan Bodrum Havalimanı'a adım attığım an uçak korkusu malum dillere destan olan Hasan Şaş'ı görmek oldu... Bu arada geçen yıl genç eşiyle boşanması olay olan, tv tv dolaşıp aşk doktorluğuna soyunan Osman Tamburacı yeni bayan arkadaşıyla Bodrum Barlar Sokağı'ndaydı. Bir zamanların efsane magazin programı sunucusu Gül Gölge ile eşi Murat Saygı da liman tarafında el ele turluyordu. Bu arada Gül Gölge doğum sonrası kilolarını verememiş. 5 aylık hamile gibi duruyor. Eee bu kadar dedikodu yeter :)

21 Haziran 2010 Pazartesi

19 Haziran 2010 Cumartesi

Hayat bazen;

Bir pastane tezgahına dakikalarca bakıp, kararsız kalmaktır. (Mekan-Nişantası Vita)

Toplu mücadele

West Bromwich'ten Albion's Jonas Olsson (solda), Queens Park Rangers'tan Tom Williams (ortada) ve Kaspars Gorkss (sağda).

Yine aylardan Serdar

Geleneksel Serdar Ortaç konserlerinden birini daha geride bırakmanın mutluluğu ve huzuru içindeyim... Coştuk, eğlendik, kurtları döktük, stresimizi attık, bir güzel rahatladık. Yaptığı önemli telefon görüşmeleriyle bize bu fırsatı sağlayan sevgili Handan'a teşekkürlerimi bir kez de buradan yenilemek istiyorum.
Bu kez Kuruçeşme Arena'daydık... Konser alanına ulaşabilmek için, cuma trafiğiyle cebelleşmek yerine kendimizi yola vurduk. Serdar Ortaç konserlerinde vazgeçilmez partnerim Filiz'le tabana kuvvet, Kabataş'tan Kuruçeşme'ye tam gaz yürüdük. Yorgunluk Serdar sahneye çıktığı an son buldu. Açılış Kara Kedi'yle oldu, hemen ardından favori şarkım geldi; "Hadi çal giderken kapımı." Yeni kasetten favorim ise "Yeşil su gözlerin"dir. Kendim de yeşil gözlü olduğumdan mıdır nedir bilmem şarkıyı bir beğendim, bir beğendim sormayın. Yeniler, eskiler derken 2 saat su gibi geçti. Serdar konser izninin 23:30'a kadar olduğuinu söylediği an herkes için yıkımdı. Ama yasaklar çiğnenmek içindir süre yarım saat aşıldı.
Bu vesileyle hemen mekan karşılaştırması yapayım; Kuruçeşme Arena, Harbiye Açıkhava'nın eline su dökemez. Harbiye'nin akustiği mükemmel, şarkılara eşlik ederken kendi sesinizi duyabiliyorsunuz. Ancak Kuruçeşme açık bir alan olduğu ve bir tarafı da denize baktığı için ses dağılıyor. Kendinizi duyamıyorsunuz, duyamayınca daha çok bağırıyorsunuz olan boğazınıza oluyor.
Harbiye Açıkhava'dan yürüyerek Taksim'e kolayca varıyorsunuz ve oradan da istediğiniz yere kolayca ulaşabiliyorsunuz. Kuruçeşme'de bir de konser cuma günü ise Sortie, Reina ve etrafdaki diğer gece kulüplerinin yanı sıra Çırağan ve bilumum otellerdeki düğün ve organizasyonlar nedeniyle Beşiktaş'tan, Arnavutköy hatta Bebek'e kadar trafik kilit oluyor. Konser çıkışı bizi almaya gelen küçük kardeşle buluşabilmek için biz Kuruçeşme'den Arnavutköy'e kadar yürüdük o ancak Bebek'ten Arnavutköy'e gelebilmişti.
Bir diğer tespit Kuruçeşme Arena izleyicisinin büyük bölümü kaymak tabakaydı. Ama Harbiye'de çoğunluk halkım insanı oluyor. Kaymak tabakanın erkek kısmısı belli ki Serdar Ortaç konserine sevgililerini mutlu etmek için gelmiş. Bırakın sallanmayı, hareket bile etmiyor. Sevgilileri zorla ayağa kaldırıyor, o esnada da bayrak direği gibi dikiliyorlar.
Önemli not; Serdar Ortaç konserlerini iple çekmeme şaşıran arkadaşlar için konserden bölümler çekmiştim ama bloga yükleme başarısını gösteremedim. Üzgünüm :(

Arjantin'in Yılmaz Vural'ı

Utanç

Ne hükümeti lanetleyeceğim, ne orduyu
Ne askerden kaçanlara sallayacağım ne de torpille denize nazır askerlik yapanlara
Bugün sadece dua edeceğim yaşamaktan, aldığım nefesten utanarak...

17 Haziran 2010 Perşembe

Büyüksün Maradona

Vuvuzela'yı elalem ağzıyla çalmakta zorlanıyor, Maradona burnuyla üflemiş. Baba farkını yine ortaya koymuş.

Casillas&Carbonero


İspanya kalecisi Iker Casillas, İsviçre maçı öncesi ısınma hareketleri yapıyor ancak sunucu kızın bakışlarına dikkat. Maçtan ya da atmosferden çok onun tüm dikkati Casillas'ın üzerinde.
Veee maç sonu... İspanya, İsviçre'ye 1-0 yenilmiş, Sara Carbonero'da mikrofonu golü yiyen Casillas'a uzatıvermiş. İş ilişkisini bir yana koyarsak Casillas ve Carbonero sevgili. Yakışıklı kalecinin yüz ifadesine ve sıkıntılı haline bakılırsa sevgilisi gözünün yaşına bakmayıp sağlam bir soru sormuş. Eee tabii bir de sevgili karşısına yenik bir çekilde çıkmanın ezikliği var. Casillas'a tavsiye, böyle durumlarda kasmaya gerek yok, cevap şudur: "Önümüzdeki maçlara bakacağız."

16 Haziran 2010 Çarşamba

FCUK

Biri Rooney'e şaka yapmış, biraz eşşek şakası olmuş... Peki, İngiltere Milli Takımı'nın yıldızı, dünyanın en önemli futbolcularından Rooney niye bu ayakkabıyı giymiş. Farketmemiş olması imkansız gibi. Farketti de mecburiyetten giydiyse o daha büyük ayıp. Koca Rooney, Afrika'ya tek ayakkabıyla mı gitti. Koca İngiltere Milli Takımı'nda yedek ayakkabı yok mu? İlginç.

Sevinç ve hüzün

Futbol işte bu yüzden güzel... 90 dakika içinde çok farklı duyguları bir arada yaşamak mümkün. Paraguaylı model Larissa Riquelme de Dünya Kupası'nı yerinde takip edenlerden... Ülkesinin İtalya ile oynadığı maçta Paraguay golü atınca çok sevinmiş ama beraberlik golü güzel modeli yıkmış. Ne diyelim 1 puan 1 puandır. Çok üzülmeye gerek yok.

2010'un en kötü saçları

Song için yorum bile yapamayacağım... Uzunca bir süredir aynalara küs olsa gerek.
Harbi bonus David James... Bonus reklamlarında gereksiz peruk kullanmak yerine al oynat.
Georgios Samaras; bay pırasa.

Sagna; kötünün iyisi. Şu siyahi arkadaşların sarı saç merakı da beni öldürecek.