31 Temmuz 2010 Cumartesi

Helal olsun...

Boynunda Ay-Yıldız...
Ellerinde Ay-Yıldız...
Türkler'den sprinter çıkmaz diyenlere NEVİN'den en güzel YANIT...

30 Temmuz 2010 Cuma

Düşük belde son nokta

İbrahimoviç, don altı pantolon modasını başlatmış bulunuyor.

7.5 aylık Ebru'da bu kadar göbek yok

Ronaldinho salmış kendini. Hem de ne salış. Şişko Ronaldo'nun izinde emin adımlarla yürür bir hali var. Valla şu göbek 7.5 aylık hamile Ebru Şallı da yok.

Kalecinin sakarı

Futbolun en zor mevkiisi. Herkesin arkasını kollayarak bir adam var futbolda ama kalecinin yok. Elinden topu kaçırdın mı bittin, ya da geri pası ıskaladın mı? O 3 direk arasında duruyorsan sakar olmayacaksın. Aberdeen kalecisi Jamie Langfield da belli ki bu sakar kalecilerden. Takım otobüsünde Rockcliffe idman tesislerine giderken kahve yapmak istemiş. Ancak elinden kaçırdığı kaynar bardak sağ ayağının üzerine düşmüş, yanmış ayağı. Hocası Mark McGhee diyorki "Düşündüğümüz kadar kötü değil ama yeteri kadar kötü. Birkaç hafta bizimle olamayacak. Futbolcular sakatlanıp takımlarından ayrı kalabilir ama bu kimin aklına gelir ki!"
Son günlerin klasik söylemiyle bitireyim: Adam haklı beyler...

4-?-3

Şu meşhur 4-3-3 sistemini belli ki başaramayacak G.Saray. Zaten mevcut kadro içinde böyle bir potansiyel yok. Takımda generaller çok olunca savunma düşüyor, erler çok olunca beceri kayboluyor. Gerçi dünkü orta saha düzeniyle 4-4-2, 4-4-1-1 rakamları istediğiniz gibi dizin birşey olmaz. G.Saray bu sezon en iyi ihtimalle 3. olur dediğimde arkadaşlarım kızıyordu daha sezon başlamadan umudun yok diye. Ayhan-Mustafa Sarp-Barış üçlüsünden kurulu bir orta sahayla hangi umudu nasıl yeşertebilirim ki?
Günümüz futbolunda isterse Messi'n olsun orta sahan zayıfsa hikaye. Bakınız Barcelona ve Arjantin'deki geceyle gündüz kadar farklı iki Messi'ye. G.Saray'ın öncelikli sorunu Milan Baros'un sakat olması değil, vasat bir kalecisi olması da değil. Hatta savunmada Servet gibi düz bir topçunun olması da değil. Orta sahan yoksa sen de yoksun. Bu kadar basit. Mustafa Sarp-Ayhan-Barış'ın aynı gün sahaya çıktığı bir takımın başarılı olma şansı yok. Skor 2-0'dan 2-2'ye gelmeyebilirdi ama G.Saray'ın uzun vadede sorunu OFK maçındaki skor değil futbolu.
Belki 3 hafta sonra sahaya böyle bir orta saha çıkmayacak ama geleceğin belirsiz olması da bir başka sorun. Elano kalacak mı gidecek mi, giderse yerine kim gelecek, orta sahaya IQ'su yüksek topla becerikli birisi alınacak mı, Baros'un yokluğunda her derde deva Kewell mı forvet oynayacak, Arda'ya nazar değerse G.Saray orta sahayı degaj ve uzun top dışında nasıl geçer?
Bu sorulara 1000 tane daha eklenir. Açıkçası hiçbirinin cevabını bilmiyorum ama bir bilen vardır mesela Mister Sezgin.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Bakışların bana biraz cesaret versin

Bir takıma iki Portekizli yıldız fazla... Mourinho'nun bakışlara bakar mısınız?
-Baklava dilimli vücudun olması beni bağlamaz evladım dediğim sürede koşamıyorsun" der gibi bakıyor Ronaldo'ya.
Ronaldo'nun yüz ifadesi ise; "Çok çekeceğim var" cinsinden.

Ultras istemezse

Hani bir şarkı var ya "Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş..." diye. İtalyan futbolu için de "Ultras istemezse..." diyip üç noktayı herşeyle doldurabiliriz.
En yakın örneği geçen seneden Lazio-Inter maçı. Roma'nın şampiyon olmasını istemyen Laziolu Ultraslar hafta arası idmanı basıp futbolcuları tehdit etmiş ve "Bu maçı Inter'e kaybedeceksiniz" uyarısında! bulunmuştu. O maçı hepimiz hatırlıyoruz. Inter'in gollerine sevinen Lazio taraftarı günlerce konuşulmuştu.
Yeni haber Juve'den. Juveli Ultraslar idmana şöyle bir pankart asmış: Takımda ısrarla kalmak isteyenler cehennem gibi bir yıl geçirecekler.
Bu sözler birebir "Torino'da harika yıllar geçirdim. Ailem ve ben buraya alıştık. Kalmak istiyorum" diyen Camoranesi'yi hedef almış durumda.
Aslında geçen hafta Juventus ve Olympiakos, Camoranesi'nin bonservisinde anlaşmıştı ama oyuncu Yunan kulübüyle alacağı parada anlaşamadı.
Ancak bu pankart üzerine bir daha düşünse iyi olur. Çünkü İtalyan Ultraslar gerçekten birine kafayı takarsa dediklerini yaparlar. Yani Camoranesi kalırsa gerçekten Torino onun için cehenneme döner.

2-2 mi?

Young Boys-F.Bahçe maçında son şutları attırmadan pause'a basın ve skoru birine tahmin ettirin. Muhtemelen Sarılar, Maviler'i 3-4 farklı yenmiştir cevabı verecektir.
Geçen sezon Daum'un Fenerbahçe'si çok dengeli bir takımdı. Zaten 8 maçlık galibiyet serilerini bu sayede aldı. Ancak Aykut Kocaman'ın takımı için aynı şeyleri söylemek zor. Tamam daha çok erken ama görünen köy kılavuz istemez derler. F.Bahçe'nin şu anda takım savunması berbat durumda. Lugano geldiğinde mutlaka seviye yükselecektir ama sadece onun dönüşü de yetmeyebilir. Köln maçında yenen 5 golün tesadüf olmadığını bu maçta kanıtlandı. F.Bahçe camiası bu tip farklı mağlubiyetleri kolay sindiremez. Ama bu sezon belki Avrupa Kupası maçlarında belki de birkaç lig maçında 3 ve üzerinde gol yiyeceklerini söylemek için kahin olmaya gerek yok. Young Boys'un forvetinde 40 kusür yaşındaki Batistuta olsa mesela muhtemelen hat-trick yapardı. F.Bahçe 2-2 ile turu geçer ama ilerisi için özellikle takım savunmasını ayağa kaldırmada 40 fırın ekmek yemesi gerekiyor.
Artık kolaylıkla dile getirilen "Bu takım Alex'siz oynamalı" düşüncesine ben de katılıyorum. F.Bahçe bu devrimi yapamazsa bence başarılı olması zor. Stoch müthiş transfer, Dia da sağ kanada benzer hızı katacaktır. F.Bahçe'nin artık Alex'in milimetrik paslarına mahkum bir takım olmayacağı ortada. Onun yerine hücumda biraz daha aktif ama savunması daha üst seviyede bir oyuncu F.Bahçe'ye çok daha fazla faydalı olur.
Young Boys takımını çok beğendim. Al 9 futbolcusunu savunmaya Neill'i, forvete de Baros'u koy Süper Lig'de 2.'liği garanti. Şampiyonluk mu? Güzel futbol oynatan Schuster'le, Quaresma'yla Guti'yle ve geri kalan kadrosuyla Beşiktaş şu anda hem F.Bahçe'den hem G.Saray'dan fersah fersah önde.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Ay ay ayyyyyyyy: 2-2

Adı üstünde "Genç çocuklar..." Kanları deli akıyor. Bu çocuklar karşısında 2-2'lik skorun çok avantaj olduğuna inanmıyorum. Allah Saracoğlu'nda da Fenerbahçe'nin yardımcısı olsun.
Bazı özel sebepler nedeniyle maçın ilk yarısını seyredemedim. Otobüste eve dönerken gözüm Avcılar Mado'daki televizyona takıldı. Takılmaz olaydı; görüntüde eli havada sevinen bir rakip oyuncu. Anladım ki golü yedik. Hemen bir telefon görüşmesi skor 1-1 olmuş.
Keşke ikinci yarıyı da izlemeseydim. Maç mı izledim eziyet mi çektim, kendimi mi paraladım belli değil. Özellikle 78. dakikadan sonra "Ayyyyyy", "Ayy", "Şişşşşşt","Pişşştttt", "Amannnnn" çığlıkları atmaktan helak oldum. Penaltı penaltı değildi ama insan direklerden dönen o kadar toptan ve akın akın gelen rakibin gazabından sonra beraberliğe bile şükreder hale geliyor.
10 kişi kalmanın, defansa çekilmekte ve ortaya çıkan etkisiz oyunda etkisi yüzde kaçtır bilemiyorum ama bildiğim bir şey var ki İstanbul'da Fenerbahçe'nin işi kolay değil. Neymiş; hazırlık maçlarında sürekli yendiğin takımlarla karşılaşıp havaya girersen elin Young Boys'u karşısında boncuk boncuk terlersin... Takım işine baksın, her zaman yenilen rakipler karşısında alınan galibiyetlere sevinmeyi taraftara bıraksın.

27 Temmuz 2010 Salı

Sağlam'dan Sercan'a...

"Bindiğin arabanın yarısı kadar hız yapsan razıyım"
Tempolu koşu sırasında Sercan arkadaşlarından geride kalınca Ertuğrul Sağlam'dan esprili fırçayı yerken...

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Guti'nin üzerinde Beşiktaş forması

Guti'yi kim yazsa az yazar. Bana göre topa bile değmeden zekasıyla Beşiktaş orta sahasını toparlayacaktır.
Roberto Carlos'un üzerinde F.Bahçe formasını gördüğümde üzülmüştüm, şimdi de bizim Real Madrid'den bir başka efsanenin üzerinde bir başka rakibin forması.
Guti, Quaresma'nın koşuyoluna pas atacak ve tüm bunlar Beşiktaş'ta olacak. Gerçekten büyük iş. Aynı pası Inter'de, Real'de, Milan'da atsa kim 'Hadi canım bunların o takımlarda ne işi var?' diyebilir ki...
Bu arada formada bir değişiklik hemen göze çarpıyor. Herhalde Türkiye'de çok 'Hazreti Guti veya Guti Hazretleri' muhabbeti olur diye Guti Haz. yerine sadece Guti yazılmış...

Pembe formalar ve Cemal Özgörkey

Galatasaray yeni sezon formalarını yarın tanıtıyor aslında pek de tanıtılacak birşey kalmadı. Yaklaşık 2 aydır internette rengin ne olduğuna dair ipucu resimleri dolaşıyordu. Hatta pazara bile düşmüştü pembe formalar. Ardından Habertürk de reklam çekimini görüntüleyince merak edilen birşey çıkmadı. Sadece palavradan bir tartışma başladı. Somon mu, pembe mi, yavruağzı mı vesaire mi...
Valla onu bunu bilmem bu PEMBE renk asla bir kulübün forması olamaz, olmamalı ama yıllar önce buz mavisiyle başlayan skandal, turuncu, mor derken doruk noktasına ulaştı. Galatasaray gelecek sezon PEMBE giyecek. İsteyen somon, yavruağzı, bilmemne burnu desin, tribün jargonunda bu PEMBE'dir. Zaten Almanya'daki G.Saray-F.Bahçe derbisinde de suyun öte yakasındakiler 'PEMBE FİSTAN' pankartı açarak ilk mesajı verdiler. 9. hafta Kadıköy'de neler yaşacağını varın siz düşünün. Artık 'OY PEMBELİM' eşliğinde eğlenip dururlar.
Tüm bunlara bizi maruz bırakan adam Cemal Özgörkey... Kendisi Galatasaray Pazarlama A.Ş.'nin 1 numarası. Geçen seneki mor forma 'Bir masum MOR menekşe ağlıyor mu ne?' sözlerini dinlememize neden olan adam şimdi yeni bir renk daha icat etti: PEMBE.
Dünya üzerinde şöyle bir pazarlama taktiği var mıdır bilmiyorum? Rakiplerin senin forma renginle alay edecek, binbir türlü espri üretip sana takılacak sen de gidip inadına forma alacaksın. Şu anda eminim Cemal Özgörkey'in ağızları kulaklarındadır. Hatta bu formaya somon değil PEMBE denmesi en çok onun hoşuna gidiyordur. Çünkü Fenerliler, Beşiktaşlılar alay edecek, Galataraylılar da üzerindeki armanın hatrına ve rakipleri dalga geçtiği için mor formada olduğu gibi sahip çıkıp Store'lara akacak. 2010 yılında forma satmak için taktiğe bakar mısınız?..
Tabii sıkıntı formayla da sınırlı değil... Bu MOR-PEMBE gibi tüm ....si renkleri G.Saray'a yakıştıran adam başkanlığa oynuyor. Hani Vatan Gazetesi'nden Gökmen Özdemir aylar önce G.Saray yönetiminde 3 başkan adayı var yazmıştı ya. Herkes Adnan Polat, Yiğit Şardan ve Haldun Üstünel'i kastedildiğini sanmıştı. Oysa kazın ayağı öyle değil. G.Saray Spor Kulübü'nü yönetmek isteyen adam Cemal Özgörkey. Ve bu hırs onu öyle yakıp kavuruyor ki G.Saray umrunda falan değil tek istediği o koltuk. Bu yüzden de yapmayacağı hatta düzelteyim yapmadığı şey yok. Şu anda yönetimde çıkan bütün krizlerin alevlenmesinde ilk çakmağı çakan o, alev söndürülmeye kalktığında ise yeniden devreye girip biraz daha odun katıyor. Çünkü sürekli 'G.Saray yönetimnde çatlak, Özgörkey-Şardan kapışması' türevinden başlıklar Polat yönetimini zayıflatırken Özgörkey'i kendi kafasında yanıp kavrulduğu koltuğa yakınlaştırıyor.
Taraftarın Başkan Adnan Polat'a olan güveni git gide azalırken Yiğit Şardan ve ısrarla pasifize edilen Haldun Üstünel'e ise yoğun destek var. Şardan geçen yılki basketbol skandalından mimli olduğu için lise eşrafınca çok sevilmiyor ha keza geçmişte Faruk Süren'le yaşadığı problemler yüzünden Haldun Üstünel de öyle. İşte klasik lise fişfiklemesi ile Cemal Özgörkey, G.Saray yönetimini içeriden baltalayıp bir sonraki seçimde Adnan Polat'ın karşısına çıkmak için elinden geleni yapıyor.
Daha lig başlamadan G.Saray yönetiminde olanları herkes görüyor. Daha fazlası da olacak. Hele de olası kötü sonuçlar halinde sanıyor musunuz bu tribünlerin 'Haldun Üstünel' diye inlemeyeceğini. Adnan Polat, Haldun Üstünel'i sağda solda herkese (içinde Fenerli gazeteciler de var) şikayet ederek kendi ayağına kurşun sıkıyor.
Kötü senaryo Polat yönetiminin devrilip yerine Cemal Özgörkey zihniyetinin gelmesidir. Herhalde başkanlığa gelince artık takımı PUANTİYELİ formayla sahaya sürer.

Hayırlı kandiller

Henry'nin tişörtü

Çok kötü çok.

25 Temmuz 2010 Pazar

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Yorumsuz

Iniesta, Anna'yla beraber Sardunya'da tatilde.
Yok bu mayoya harbi yorum yapılmaz :)

Klopp nehirlerde



Discovery'ye program çeker görüntüdeki kişi Borussia Dortmund'un hocası Jürgen Kloop...

23 Temmuz 2010 Cuma

Cuma çıkışı

Bir alttaki postta biraz sert yazınca tepkiler gelmiş. Seviyesizlikle suçlayan da var sadece bir hazırlık maçı diyen de.
Değil işte. Ben mi çok ciddiye alıyorum dedim o tepkileri görünce bizim tribünün eskileri bana benzer şeyler yazmış. Çünkü biz F.Bahçe yenilgisi görmek istemiyoruz. Çünkü o mağlubiyet başka bir mağlubiyete benzemiyor.
İşte G.Saraylı futbolcuların da gittiği Hollanda'daki caminin kapısı ve Cuma namazı çıkışı.
O gülen Fenerli suratı var ya işte onu görmek istemiyoruz biz eskiler.
Kimsenin G.Saraylılığını tartışmam ama kafam bu olamıyorum neo-G.Saraylı...

22 Temmuz 2010 Perşembe

Hala bıraktığımız yerde otluyorsunuz

Zamanında Mustafa Taşar bir vatandaşa söylemişti başlıktaki sözü büyük olay olmuştu. Ama bizim topçulara ne desek az.
Geçen sezon son maçta Kapalı'da asılmıştı bu pankart "Seneye hep beraber Galatasaray ruhuyla"
Birşeyler değişir biraz kafaları dank eder diyorduk ama yok. Eski tas eski hamam. Eşşeklik baki kalır dedikleri böyle birşey herhalde.

Bilerek bu kadar sert yazıyorum. Çünkü bir Galatasaraylı için F.Bahçe maçından daha önemli bir maç olamaz. Adı ister Süper Lig bilmem kaçıncı hafta maçı olsun, ister Ziraat Türkiye Kupası bilmemne turu maçı ister gazosuna maç, ister Dostluk Kupası orası beni bağlamaz. Fener'le çelik çomakla oynuyorsan kazanmak için oynayacaksın. 76 dakika 10 kişi oynayan rakibini yenememek onu geçtim berabere bile kalamamak ruhsuzluktur.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Bu bir skor yazısıdır

Teknolojik gelişmeye saygı duyuyor ancak tek kanallı günleri özlemle yad ediyorum... Maç TRT'den yayınlandığı ancak bildiğiniz terete HD olduğu ve Smart'ın içine girdiği için derbiyi
izleyemediğim için çok derine inemiyorum. Sonuca bakarak sadece şunu söylüyorum; rakip Galatasaray'sa sonuç değişmiyor. Değil 11, 10 kişi de olsanız yenebiliyorsunuz. Bu dostluk maçı altında oynanan bir hazırlık karşılaşması da olsa kazanmak güzel...
Şimdi; "Daha lig başlamadı", "Aykut'lu Fenerbahçe ile bu sezon bitmez", "Bu takıma daha çok transfer gerek" diyenler olabilir. Çoğuna da katılırım ama bunların hiçbiri Galatasaray karşısında alınan 1-0'lık galibiyetin keyfine gölge düşüremez. Galibiyet galibiyettir özellikle rakip Galatasaray'sa.

Mazeretim var sakatlandım ben

Türkiye'deki hayranları İstanbul Cup'ta kendisini doya doya izlemek istiyordu ama kısmet... Cam kırıkları Serana'nın ayağını, hayranlarının kalbini kesti.. Geçmiş olsun.

Toprakta tenis, suda futbol

Toprak kortların efendisi Nadal, tatilde de hünerlerini sergilemiş... Başarılı tenisçi futbolda da hiç fena değil baksanıza suyun içinde bile şova devam.

20 Temmuz 2010 Salı

Huntelaar Manchester'da

Aziz Yıldırım bu transfer döneminde Milano'da çok koştu peşinden ama Huntelaar son kez Avrupa çapında büyük bir kulüpte oynamak için İstanbul'a gelmeyi istememişti. Hollandalı futbolcu şu anda Manchester havaalanında. Aston Villa ve Tottenham'dan teklifler vardı ama sanırım gelecek sezon Manchester United forması giyecek. Sanırım diyorum çünkü Chelsea'nin Drogba'yı kesinlikle satmayacağını açıklamasının ardından City yeni bir hedef belirlemiş olabilir.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

El Mago

Transfer açıklanır açıklanmaz birçok spor yazarı bağlandı televizyona Pino'yu anlattı. Google'a Pino yaz sonra kopyala sonra translate yaz çevir sonra da konuş. Türkiye'de gelenektir Papua Yeni Gine'den transfer yapsan onu tanımayan Türk spor yazarı yoktur. Sonuçta ligimizin 'parka' değeri yüksek.
Ben naçizane 5-6 kere seyrettim Monaco maçlarını. Pino tarzıyla hemen farkediliyor tabii ki. Sürati ve çalımları Keita'yı aratmaz ama onun kadar güçlü olmadığını söyleyebilirim. Bizim gibi sert oynanan bir ligde ne kadar ayakta kalır endişelerim var. İki ayağını da kullanır. Şutları Arda'nınkilere çok benzer yani köşeye de gitse şiddeti düşüktür.

Ne demekse

Çarşamba'ya derbi var biraz yemeğin altını açalım :)

Hayat bazen;

Ezeli rakibinle; aynı ortamda yan yana yaşayabilmektir.

Belik belik saçlarının örgüsü

İspanya Milli Takımı ile Dünya Şampiyonluğu onurunu yaşayan Sergio Ramos imaj yapmış. Örgülü saçları kendisine çok yakışmış... Öyleki 2003 model Beckham'dan daha iyi olmuş.
İnsan bu fotoğrafı görünce "Beckham iyi ki yaşlanıyor" demekten kendini alamıyor.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Fenerbahçe'de paralar ödeniyor mu?

Dünya Kupası bitti, futbol dünyası için düğün sezonu açıldı, evlenen evlenene.... Ardarda bu üçüncü düğün postu. Arsenal'in savunma oyuncusu Sol Campbell, iç mimar Fiona Barratt ile İngiltere'nin bir köyünde romantik bir düğünle hayatını birleştirmiş. Gelin hanımın sade gelinliği çok zarif. Belindeki siyah kuşak da eşiyle çok uyumlu olmasına neden olmuş.
Gelelim başlığa... Bundan bir ay önce Türkiye'deki çok pahalı ürünler satan bir mağazayı ziyaret etmiş Sol Campbell... Orada çalışan arkadaşımız, merak edip kendisine transfer için mi geldiğini sormuş. Campbell bir açıklama yapmak yerine sadece, "Fenerbahçe'de paralar zamanında ödeniyor mu?" diye sormuş... Arkadaşımızın yalancısıyız.

2-5

Sezon öncesi Köln'ün Fenerbahçe'yi 5'lemesi iyi mi oldu kötü mü oldu bilmem ama suyun öte yakasındakilerin ağızlarında kekremsi bir tat bırakmıştır. Ancak şu görüldü ki F.Bahçe harıl harıl forvet ararken Bilica-İlhan Eker veya Lugano'suz tüm türevlerin Sarı-Lacivertliler'in başına çorap öreceği aşikar.
Bu arada Aykut Kocaman da maçı 'Maksimum tahribat' sözleriyle açıklamış bayağı da sert...

Biz çıkalım kerevetine


Sneijder, Yolanthe Cabau ile evlendi... Bir yastıkta kocasınlar. Bu arada Sneijder'in Özer Çiller misali Cabau soyadını aldığını da hatırlatalım.

Yok artık

Mavililer diye ün salan, anılan Chelsea'ye siyah forma giydiren zihniyeti kınıyorum... Chelsea'nin yeni deplasman forması görüldüğü üzere siyah-turuncu... Everton'un siklemen pembesinden sonra bir de başımıza bu çıktı. Forma satma uğruna takımların yüzyıllık renkleriyle oynamaktan birileri vazgeçsin artık.

16 Temmuz 2010 Cuma

O diyorsa öyledir

Cantona İngiltere Milli Takımı için endişelenirken...

* Herşey böyledevam ederse İngiltere 10 yıl içinde Dünya Kupalar'ı veya Avrupa Şampiyonaları'na katılamaz.

* Ben 92'de Leeds'e geldiğimde yabancı sayısı azdı. Şimdi küçük takımlarda bile birçok yabancı futbolcu var. Bu da Capello'nun seçim şansını azaltıyor. Artık Premier Lig'de kaç İngiliz oynuyor diye sayılıyor.

* İngiltere genç jenerasyonunu kaybetmek üzere. Bunun için takımlar genç oyunculara daha fazla önem vermeli.

* 5 yabancıdan fazlasına izin verilmemeli

15 Temmuz 2010 Perşembe

Amerikalı Henry

Futbol hayatını Amerika'nw York Red Bulls takımında sürdürecek olan Thierry Henry yeni takımının formasıyla futbolcudan çok F1 pilotuna benzemiş. Bakarsınız o da David Beckham gibi kısa sürede yeniden Avrupa Ligleri'nin yolunu tutar. Tutsun da zaten Henry'nin ne işi var ki oralarda. Zaten Fransa Milli Takımı'nı da bırakmış.

Damat Lahm

2010 Dünya Kupası'nda mücadele veren futbolcuların büyük çoğunluğu kupa sonrası kendilerini tatile verdi. Almanya Milli Takımı'nın kaptanı Phillip Lahm ise kız arkadaşı Claudia ile evlendi. Lahm damatlığının içinde jilet gibi olmuş. Ama gelin kız için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Gelinlik biraz vasat kalmış.

Ah güzel İstanbul-7

İstanbul'un özellikle de Boğaz'ın güzelliğini fotoğraflamak hiç ama hiç kolay olmuyor. Arnavutköy'den Rumelihisarı'na kadar olan alana bakmak burada görüldüğünden çok daha iç açıcı. İnsanda ne yorgunluk kalıyor ne de stres.Rotamız Arnavutköy'den Bebek'e... Yolun solunda gördüğünüz benim bilerek çekmek istemediğim yer restaurantların olduğu alan... Maşallah yoldan çala çala, masa koya koya kaldırım bırakmamışlar ortada. Yan yana iki kişi zor yürüyor.
Hem dinlenmek hem yemek için en uygun yer belediyenin tesisi... Bir bardak çayın 3-4 TL olduğu bölgede rahat rahat karnınızı doyurabiliyorsunuz. Ayrıca boğaza karşı kahvaltı etmenin ya da yemek yemenin keyfi bir başka oluyor.
Boğazda balık tutmanın keyfi bir başka olsa gerek. Hem göz ziyafeti üstüne bir de eğlence.
Arnavutköy İskelesi.

Arnavutköy'ün sokakları.
Arnavutköy'den sonraki durak Bebek. Bebek İskelesi'nin hemen yanındaki cafeler oldukça şirin.
Meşhur Bebek Dondurmacısı. Adı üstünde mini dondurma. Görüldüğü kadar minik alanda satış yapıp marka olmak kolay iş olmasa gerek. Mini dondurmanın karşı caddesi... Renkli tenteli yer ünlülerin uğrak noktası meşhur Lucca. Burayı çekme amacım tamamen zenginin malı züğürdün çenesini yorar hali. Malum Lucca'nın en üstündeki daire Pınar Altuğ'un... Su bebek doğduktan sonra taşınmıştı buradan. Ev hala boş... Oysa Bebek gibi yerde şu daire kaç lira kiraya gider kimbilir.

Ve keyif noktası... Bebek Nerro'nun en üst katından bu manzaraya karşı kahvenizi yudumluyorsunuz.